Opr. Dr. Erol BAYRAKTAR - Kadın Hastalıkları, Gebelik, Doğum, Tüp Bebek , Kısırlık, Aşılama, Laparoskopi, Histereskopi, Genital estetik, Siğil, Labioplasti, Vajinismus

Gebelik ve Çeşitli Hastalıklar

GEBELİKTE TANSİYON YÜKSEKLİĞİ (HİPERTANSİYON):

Bazı gebeler zaten gebelikten önce yüksek tansiyona sahiptir, bazılarında ise bu durum gebelikle beraber başlar. Toplamda bütün gebeliklerin yaklaşık yüzde 10'unda yüksek tansiyon meydana gelir. Gebelikte hipertanaif hastalıkların teşhis edilebilmesi ve takip ile tedavisinin planlanabilmesi için düzenli olarak kan basıncı takibi yapılması önemlidir. Gebelikte tansiyon yüksekliği ile seyreden durumlar 5 farklı şekilde meydana gelebilir:

- Kronik hipertansiyon: Bu durumda tansiyon yüksekliği gebelikten önce vardır. Eğer gebeliğin 20. haftasından önce 140/90 üzerinde yüksek tansiyon saptanmışsa veya 20. haftadan sonra saptanan yüksek tansiyon postpartum 12. haftada hala düzelmemişse bu kronik hipertansiyon olarak kabul edilir.

- Gestasyonel hipertansiyon: Bu durumda tansiyon yüksekliği gebeliğin 20. haftasından sonra başlamaktadır ve postpartum 12. haftadan önce normale dönmektedir. Gestasyonel hipertansiyonda preeklampsiden farklı olarak proteinüri eşlik etmemektedir.

- Preeklampsi: Gestasyonel hipertansiyonda belirtilen kriterlere proteinürinin eşlik etmesi ile tanı konur. İdrarda protein atılımı 24 saatte 300 mg'ı geçiyorsa gebelikteki fizyolojik sınır aşılmıştır (+1 dipstik). Ödem preklampsiye sıklıkla eşlik eder ancak bir tanı kriter değildir, preeklampsi tanısı için ödem şart değildir. Ayrıca preeklampsi olmadan da ödem mevcut olabilir.

- Süperempoze preeklampsi: Kronik hipertansiyon varlığına ek olarak gebelik sırasında tansiyon yüksekliğinin ve proteinürinin daha fazla şiddetlenmesi durumudur. Gebelik sırasında en kötü prognozlu hipertansif hastalık budur.

- Eklampsi: Preeklampsi hastasında konvülziyonların (nöbet) görülmesi durumudur.

Gebelikte yüksek tansiyon tedavisi: Eğer kan basıncı tehlikeli değerlere kadar yükselmiyorsa doğum başlayana dek gebeliğin devam etmesine izin verilebilir. Bu esnada tansiyon düşürücü ilaçlar bazen kullanılabilir. Eğer şiddetli preeklampsi veya eklampsi gelişirse tek tedavi doğumdur. Bebeği doğurtma kararı anneye ait riskler ve bebeğin anne karnında taşıdığı riskler ile doğum sonrası karşılaşacağı riskler gözönüne alınarak verilir. Bazen sezaryen ihtiyacı olabilir. Antihipertansif olarak alfametildopa, kalsiyum kanal blokörleri, hidralazin, labetalol, nitrogliserin gibi ilaçlar kullanılır. Hipertansif hastalıklara bağlı konvülziyonları (eklampsi) önlemek amacıyla magnezyum sülfat kullanılır.

PREEKLAMPSİ (GEBELİK ZEHİRLENMESİ):
Halk arasında gebelik zehirlenmesi (hamilelik zehirlenmesi) diye adlandırılan hastalığın asıl adı preeklampsidir. Bu hastalığın gerçek anlamda bir zehirlenme ile hiç bir ilgisi yoktur ve esas olarak gebelikte tansiyon yükselmesi ile karakterizedir. Gebelik zehirlenmesi yüksek tansiyon, el ayak ve yüzde şişlik (ödem), idrarda fazla miktarda protein atılımı ile karakterize bir hastalıktır.
Preeklampsi hafif ve şiddetli olmak üzere ikiye ayrılır: Hafif preeklampsi de tansiyon 140/90 mmHg veya üzerinde seyreder. İdrarda protein atılımı hafif preeklampside az iken (günde 300 mg'dan fazla), şiddetli preeklampside günde 2 gramdan fazla protein idrarla atılır. Şiddetli preeklampside tansiyon 160/110 mmHg' nın üzerindedir. Buna idrarda fazla protein atılması (albuminüri), karaciğer fonksiyon testlerinde yükselmetrombosit sayısında azalmakalıcı baş ağrısıgörme bozukluğu, karaciğer bölgesinde ağrı gibi bulgular da eklenebilir.
Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) gebelikte sara nöbetine benzer nöbetlere neden olabiliri buna eklampsi denir. Eklampsi hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Gebelik zehirlenmesi (hamilelik zehirlenmesi) teşhis ve takibinde en önemli nokta dikkatli bir şekilde tansiyon ölçümü yapılmasıdır. Hafif preeklampside (hafif gebelik zehirlenmesinde) tansiyon yani kan basıncı 140/90 mmHg üzerindedir. Şiddetli preeklampside ise 160/110 mmHg üzerindedir. Tansiyon ölçümü dışında idrar dahlilleri, idrarda protein (albumin) düzeyi, kan tahlilleri (özellikle karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri), göz dibi muayanesi tanıda ve takipte uygulanır.
Preeklampsi kimlerde daha sık görülür? (Risk faktörleri): Preeklampsi görülmesi riskini  arttıran durumlar; - İlk gebelik (nulliparite), - İleri anne yaşı (35 üstü), - Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü, - Gebelikten önce hipertansiyon öyküsü, kronik hipertansiyon, - Ailede preeklampsi öyküsü, - Kötü obstetrik öykü (daha önceki gebeliklerde anne karnında bebek ölümü, gelişme geriliği, dekolman vb.), - Çoğul gebelik (İkiz, üçüz) gebelik, - Tip 1 Diyabet, - Böbrek hastalığı, - Şişmanlık, - Bağışıklık sistemi bozuklukları, - Trombofili (pıhtılaşma bozuklukları), Faktör-5 Leiden mutasyonu, - Antifosfolipid antikor sendromu, - Mol hidatiform, - Annede böbrek hastalığı,
Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) ne kadar sık görülür?:
Gebelik zehirlenmesi bütün gebeliklerin %5-10'unda görülen yaygın bir hastalıktır. Gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) vakalarının yaklaşık dörtte üçü hafif, dörtte biri şiddetli derecededir.
Preeklampsi gelişen gebeliklerde annede meydana gelen değişiklikler: - Böbrekte klasik patolojik lezyon gelomerülokapiller endoteliozistir, - En erken bozulan laboratuar bulgusu plazma ürik asit düzeyinde artmadır ancak tanı kriteri olarak kullanılmaz, - Plazma kreatinin düzeyi artar, - Proteinüri meydana gelir, - Gebelikte yaklaşık yüzde 50 oranında artan glomerüler filtrasyon oranı (GFR) preeklamptik gebelerde azalır, böbrek kan akımı azalır, - Trombositopeni, - Mikroanjiopatik hemolitik anemi: Aşırı hemoliz olursa hemoglobinemi, hemoglobinüri, hiperbilirubinemi ve haptaglobulün seviyesinde azalma izlenir, - HELLP sendromu gelişebilir, - Hipertansiyon nedeniyle kardiyak afterload artar, - Damar içi sıvı azalır ve ektravasküler alana sıvı geçişi olur, bu nedenle kardiyak preload azalır, - Ekstraselüler sıvı miktarı artar, - Plazma onkotik basıncı azalır, - Kardiyak output azalır (normalde gebelikte artar) - Hemokonsantrasyon meydana gelir - Kan hacmi azalır, bu nedenle preeklamptik gebeler kan kaybını daha az tolere edebilir - Karaciğerde periportal hemoraji izlenebilir. HELLP sendromu gelişirse subkapsüler hematom ve rüptür meydana gelebilir, - Görme bozukluğu (bulanık görme, diplopi), - Uteroplasental yetmezlik, dekolman plasenta, - Bebekte IUGR riski, perinatal mortalite morbidite artar.
HELLP SENDROMU: HELLP sendromu şiddetli preeklampsi durumunda gelişen hemoliz, karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet düşüklüğü ile karakterize durumdur. İsmini bu bulguların baş harflerinden almıştır:
H: Hemolysis: Hemoliz, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması
EL: Elevated liver Enzymes: Karaciğer enzimerinde yükselme
L: Low Platelets: Kan pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin (plateletlerin) azalması
Hellp sendromu vakalarının yaklaşık %70'i gebeliğin son aylarında gelişir, kalan %30'u doğum sonrası dönemde gelişir. Gebeliklerin yüzde 0.1 ila 1'inde HELLP sendromu gelişebilmektedir. Preeklampsi hastalarının yaklaşık %15'inde HELLP sendromu gelişmektedir. HELLP sendromu her ne kadar preeklampsinin bir varyantı gibi görülse de hastaların bir kısmında (%10-20) hipertansiyon ve proteinüri izlenmez.
HELP sendromu risk faktörleri: Daha önceki gebeliklerinde HELLP sendromu olanlar, preeklampsi, ileri anne yaşı, multiparite HELLP sendromu gelişmesi için risk faktörleridir (Preeklampside nulliparite risk faktörü olmasına rağmen HELLP sendromu gelişenlerin çoğu multipardır.)
HELLP sendromu belirtiler: - Baş ağrısı, - Yorgunluk, - Bulantı, kusma, - Sağ üst karın bölgesinde ağrı, - Derin soluk alındığında omuz ağrısı (karaciğer kapsül gerilmesine bağlı), - Görme bozukluğu, bulanık görme, - Ödem, - Tansiyon yükseliği (her zaman olmayabilir), - Proteinüri (her zaman olmayabilir), - Burun kanaması, diş eti kanaması gibi kolay kanama olması,
HELLP'e bağlı gelişebilecek komplikasyonlar: - DIC (Dissemine intravasküler koagülasyon),  -ARDS (Akut respiratuar distres sendromu), - Pulmoner ödem, - Böbrek yetmezliği, - Karaciğer hematomu ve rüptür, - Dekolman plasenta,
Belirtiler şu hastalıklara benzer: - Grip ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları, - Safra kesesi hastalıkları, - Hepatit, - ITP (İdiopatik trombositopenik purpura), - TTP (Trombotik trombositopenik purpura)
HELLP sendromunda tedavi: Gebelik sırasında HELLP sendromu izlendiğinde genellikle doğum gerekir ve doğumla birlikte hızla düzelme izlenir. Doğum sonrası gelişen HELLP sendromunda ise destek tedavisikan ürünleri ve platelet transfüzyonusteroid tedavisi uygulanır genellikle. HELLP sendromundan dolayı doğumun erken gerçekleşmesi bebeği prematürite riskleri ile karşı karşıya bırakmaktadır.
HELP sendromunun önlenmesi: HELLP sendromu veya preeklampsiyi önleyecek net bir tedavi geliştirilmemiştir. Ancak gebelik sırasında düzenli muayene ve kan basıncı kontrolü yapılması ve kan basıncı yüksekliği saptanan hastaların yukarıda anlatılan belirtilerden doktorlarını hızla haberdar etmeleri HELLP sendromunun erken tanınmasını ve komplikasyonların daha az yaşanmasını sağlayacaktır.
EKLAMPSİ  BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ:
Preeklampsi (halk arasında gebelik zehirlenmesi) hastasının nöbet (kriz) geçirmesi durumuna eklampsi denir. Eklampsi nöbeti aynen epilepsi (sara) nöbeti gibidir, hastanın kol ve bacaklarında kasılmalar, geçici bir süre bilinç kaybı görülür. Hastada tansiyon yüksekliği ve şiddetli preeklampsinin diğer bulguları vardır.  Anne hayatını tehtit eden ciddi bir durumdur ve hemen hemen her zaman acilen sezaryen ile gebeliğin sonlandırılmasını gerektirir. Tek kesin tedavisi doğumdur, aksi taktirde nöbet krizlerinin tekrarlaması ve anne hayatının tehlikeye girmesi riski vardır. Eklampsi nadiren gebelikte görülmemesine rağmen doğumdan sonraki günlerde görülebilir. Eklampsi nöbeti geçiren hastalar sıklıkla şiddetli preeklampsi hastalarıdır. Eklampsi hastalarının %20-25'inde hafif preeklampsi bulguları vardır.
Eklampsi ne zaman görülür?: Eklampsi krizlerinin %80'i doğum sırasında ve doğumdan sonraki ilk 48 saat içerisinde görülür. Hamilelik sırasında 20. haftadan sonra görülür. Gebeliğin 20. haftasından önce görülmesi çok nadirdir. Yine çok nadiren doğumdan uzun süre sonra (2 -3 hafta sonra) görülen vakalar bildirilmiştir.
Eklampsi belirtileri: - Nöbet (kriz) geçirme, - Şiddetli baş ağrısı, - Vücutta yaygın şişlik, ödem, - Görme bozukluğu, - Karında mide bölgesinde veya karaciğer bölgesinde ağrı, - Geçici bilinç kaybı
Eklampsi tanısı : Eklampsi tanısını koyduran nöbet geçirmenin görülmesidir. Nöbet olmadan asla eklampsi tanımlaması yapılamaz. Nöbet dışında ne gibi bulgular olur: Karaciğer enzimlerinde yükselme, platelet (trombosit) sayısında düşme, tansiyon yükselmesi, idrarda aşırı protein atılımı (proteinüri), idrar miktarında azalma (olüguri), hiç idrar çıkarmama (anüri) görülebilen diğer bulgulardır.
Eklampsi tedavisi: Eklampsinin kesin tedavisi acilen doğum (genellikle sezaryen)'dir. Yukarıda anlatılan bütün bulgular doğumdan sonra hızla düzelir. Tekrar nöbet geçirilmesini engellemek için acilen doğum gereklidir.
Doğum dışında neler uygulanır tedavide: Nöbet sırasında hastanın solunum yolu kapanabilir bu nedenle ilk yapılacak işlemlerden birisi solunum yolunun açılmasıdır. Kan basıncını (tansiyon) normale düşürmek için ilaçlar verilir. Hastanın tekrar nöbet geçirmesini engellemek için magnezyum sülfat tedavisi verilir. Anne çok yakından takip edilir. Erken doğum gerçekleşirse bebek için de yoğun bakım ünitesinde bakım uygulanır.
GEBELİKTE TANSİYON DÜŞMESİ (HAMİLELİKTE DÜŞÜK TANSİYON):
Gebelikte düşük tansiyon (hipotansiyon), yüksek tansiyon (hipertansiyon) kadar sık olmasa da bazı hastalarda karşılaşılan bir durumdur. Hamile bir bayanda tansiyon ölçümünün 90/60 mmHg altında olması tansiyonun düşük olduğu anlamına gelir. Tansiyon düşmesi baş dönmesi, göz kararması, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, sersemlik gibi şikayetlere neden olur. Tansiyon (kan basıncı) düşmesi daha da ilerlerse bayılma meydana gelebilir.
Tansiyon düşmesinin nedenleri: - Gebeliğin özellikle ilk aylarında bulantı kusmaların fazla olmasından dolayı iyi beslenememe ve aşırı kusma düşük tansiyona neden olabilir. Hasta aşırı derecede halsiz ve bitkin düşebilir. Bu durumda hasta ağzından içecek alamadığı için genellikle damar yoluyla sıvı (serum) verilir, - Gebelikte sırt üstü veya sağ yana doğru yatıldığında rahim büyük damarlara baskı yaparak tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte sol yana yatılması önerilir. Gebeliğin ilk aylarında (4. aya kadar) rahim henüz küçük olduğu için her yöne yatılabilir, sakınca olmaz, - Hamilelikte aşırı kanama yaratan durumlar düşük tansiyona neden olabilir. Örneğin düşüğe bağlı aşırı kanama olması veya gebeliğin son aylarında bebeğin eşine bağlı aşırı kanama gibi durumlar tansiyon düşmesine neden olabilir. Gebelikte her tür kanama az miktarda bile olsa acilen doktora başvurmayı gerektirir, - Yatarken veya otururken aniden ayağa kalkmak tansiyon düşmesi nedeniyle baş dönmesi, göz kararması gibi şikayetlere neden olabilir, - Aşırı sıcak yaz aylarında terleme ile fazla sıvı kaybedilmesi tansiyon düşmesine neden olur. Bu nedenle yaz aylarında bol sıvı tüketilmesi önemlidir,
Tansiyon düşmesinde tedavi: Hamilelikte bu tür şikayetler ve belirtiler varlığında acilen doktora başvurulması gerekir. Tansiyon düşmesine neden olan duruma göre tedavi planlanacaktır.
HAMİLELİĞE BAĞLI ŞEKER HASTALIĞI (GESTASYONEL DİABETES MELLİTUS):
Şeker hastalığı (diyabet) kanda normalden yüksek şeker düzeyleri ile karakterize bir durumdur. Bazı kadınlarda hamile kalmadan önce diyabet mevcuttur, buna pregastasyonel diyabet denir. Bazı kadınlarda ise şeker yüksekliği gebelik sırasında ilk defa başlar, buna gestasyonel diyabet denir. 
Eğer gebe kalmadan önce diyabetiniz var ise, gebelik süresince kan şeker düzeyinizi kontrol altında tutabilmeniz öncekine nazaran daha zor bir hale gelebilir. Hamilelik döneminde insülin dozunuzu değiştirmeniz gerekebilir.
Gebelikte diyabete bağlı oluşabilecek problemler: - Kandaki yüksek şeker düzeyi bebeğin çok irileşmesine neden olabilir. İri bebeklerde doğum öncesinde ve sırasında daha çok problem ortaya çıkma riski vardır. İri bebeklerde sezaryen gerekme riski daha yüksektir. Ayrıca doğum sırasında omuz takılması, doğum travması, doğum eyleminin uzaması da iri bebeğe ait risklerdir, - Gebelikten önce diyabetik olan hastalarda yani pregestasyonel diyabet hastalarında bebekte bazı anomalilerin görülme riski artar. Ancak gebelikte başlayan gestasyonel diyabet (GDM) bebekte anomalilere neden olmaz veya çok hafif ilgili olabileceği konusunda şüpheli araştırmalar vardır (  Diabetes Metab Res Rev. 2012 Mar;28 ), - Diyabet olan gebelerde gebelik esnasında preeklampsi (yüksek tansiyon) gelişme riski artmıştır, - Erken doğum riski artmıştır, - Ani bebek ölümü meydana gelebilir, - Doğumdan sonra RDS (bebekte akciğer yani solunum) sıkıntısı gelişebilir. Diyabetik anne çocuklarında akciğer gelişimi gecikir, - Doğumdan sonra bebekte hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) ve bilirubin yüksekliği, polisitemi (bebekte kan hücrelerinin fazlalığı) gelişebilir, - Pregastasyonel (gebelik öncesi) diyabet hastalığı olanlarda plasental fonksiyon yetersizliği ve bunun neticesinde bebekte IUGR (gelişme geriliği) meydana gelebilir, - Diyabetik gebeliklerde polihidramniosa sık rastlanır. Pregestasyonel diyabette oligohidramnios da gelişebilir, - Anne karnında ani fetal ex meydana gelebilir, - Preeklampsi, ketoasidoz gibi nedenlerle maternal mortalite artmıştır, - Diabetik gebelerde üriner sistem enfeksiyonu, solunum yolu enfeksiyonları, doğum sonrası puerperal enfeksiyonlar ve yara yeri enfeksiyonu riski artmıştır, - Diabetik ketoasidoz meydana gelebilir. Diabetik hamilelerde aşırı bulantı kusma, enfeksiyonlar, beta mimetik veya steroid ilaçlar diabetik keteoasidoza zemin hazırlayabilir. Eğer gebelik öncesinde ve süresince doğru bir tedavi alıyor ve düzenli kontrollerinizi yaptırıyorsanız, sağlıklı bir bebek doğurabilme şansınız yüksektir.
Gestasyonel diabetin belirtileri: 
Pek çok gebe kadın diyabetin belirtilerini fark etmemektedir ve bu durum tahlillerle anlaşılmaktadır ancak susuzluk hissi, kilo kaybı, çok fazla yemek yemek, çok fazla miktarda idrar yapmak, yorgunluk gibi belirtiler olabilir. 
Diyabeti olan bir kadın gebe kalırsa, gebelik esnasında hastalığın kontrolünün zorlaşacağını ve daha kötüleşebileceğini bilmelidir.
Gestasyonel diabetin tanısı: 
Tanı için glukoz yükleme testleri (şekerli su testi) denilen testler yapılır. 24-28. gebelik haftasında bütün gebelere tarama amaçlı 50 gr. glukoz testi yapılır. 50 gram glukoz yükleme testi sadece tarama testidir kesin olarak diyabet tanısı koydırmaz. 50 gram glukoz testi değeri 140'dan yüksek çıkanlara 100 gram glukoz tolerans testi yapılır. 100 gram glikoz testinin sonucuna göre diabet tanısı koyulabilir.
Gestasyonel diabetin tedavisi:Gestasyonel diyabet tedavisi için bazen diet yeterli olur. Diyet yeterli olmadığı zaman ise insülin tedavisine  geçilir.
Doğum nasıl ve ne zaman olmalı?: Diyabetik gebelerde eğer bir anormallik yoksa, sezaryen gerektirecek başka bir durum yoksa doğum normal doğum şeklinde ve normal zamanında yaptırılır. İri bebek (makrozomi) ya da anne kemik yapısının uygunsuzluğu gibi durumlarda sezaryen gerekebilir. Diyabetik gebeliklerde erken doğum riski artmıştır.
Doğumdan sonra diabet devam eder mi?: Çoğu kadında bebeğin doğumunu takiben bu durum geçer. Gebeliklerinde gestasyonel diyabet tanısı konmuş annelere doğumdan 6 hafta sonra 75 gram glukozla OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu testle şeker hastalığının devam edip etmediği öğrenilir. Bu test normal çıksa bile annenin sonraki gebeliklerinde ya da hayatının ileriki dönemlerinde şeker hastalığına yakalanma riskinin diğer insanlara göre daha fazladır. Gebelikte diyabet olan hastalarda ileride aşikar diyabet hastalığı gelişme riski 6-8 kat daha yüksektir.
İleriki yıllarda çocukta diabet (şeker hastalığı) gelişme riski yüksektir:
- Diabetik anneden doğan çocuklarda diabetik olmayan anne çocuklarına göre ileride Tip 2 diabet ve GDM gelişme riski 20 kat ­ artmıştır, - Gebe iken diabetli olan annenin çocuklarında diabet gelişme riski %33'tür, - Babada diabet hastalığı olması bebekte konjenital anomali artışına neden olmaz. Annede gestasyonal diyabet fetal anomali artışına neden olmazken, pregastasyonel diyabet anomali artışına neden olabilir - Pregestasyonel diabeti olan gebelerde fetal amomali riski artar. Riski en çok artan fetal anomali kaudal regresyon ve situs inversusdur. Diyabetik gebelerde diabetik olmayan gebelere göre kaudal regresyon 250 kat fazla görülür, situs inversus 80 kat fazla görülür. Ancak diyabetik gebeliklerde en sık görülen fetal anomali non-diabetik gebeliklerde olduğu gibi kardiyak anomalilerdir, ikinci sırada nöral tüp defetleridir, - Annede diyabet varlığında doğum sonrası yenidoğanda hipoglisemi, hipokalsemi, hiperbiluribinemi, polisitemi, hiperviskozite, respiratuar distres sendromu, hipertrofik kardiyomyopati gibi sorunlar meydana gelebilir, - Gebelikte diyabet tanısı olan kadınlarda ilerleyen yaşlarda obezite, aşikar diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalıklar gelişmesi açısından risk artışı mevcuttur. Bu nedenle gebeliğe bağlı şeker yüksekliği saptanan hastalar doğum sonrası dönemde hayat boyu sağlıklı beslenme, hareketli yaşam tarzı, düzenli egzersiz konularında dikkatli olmalıdır.
HAMİLELİK VE MİYOM (MYOMA UTERİ):
Gebeliklerin %5-10’unde rahimde miyom vardır. Büyük bir çoğunluğu gebeliği etkilemez. Ancak büyük olduklarında sorunlar başlar. Düşük, erken gebelik kanamaları, erken doğum eylemi, plasenta yerleşim anomalileri, erken membran rüptürü, plasental dekolman ve retansiyona neden olabilirler.
Miyom hamilelik sırasında büyür mü?: Miyomların %30’u gebelik esnasında büyür ve bu büyüme ilk 10 haftada en sıktır. Myomu olan hastaların çoğunda gebe kaldıktan sonra doğuma kadar myom boyutlarında bir değişiklik olmaz.
Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde myomlar bazılarında büyüyebilir, vasküler yetmezlik ve sonucunda dejeneratif değişikliklere gidebilir. (Kırmızı dejenerasyon) Klinik olarak bu sıklıkla ağrı ve lokalize hassasiyete neden olur, ancak erken (preterm) doğumu da başlatabilir. Yatak istirahati ve ağrı kesiciler ağrıyı durdurmada başarılıdır, fakat tokolitikler sancıları durdurmak için gerekebilir. Doğum sırasında leiomyomlar uterin tembelliğe, fetüsün pozisyon bozukluklarına, doğum kanalının tıkanmasına neden olabilir. Büyük servikal veya istmik myomların varlığında sezaryen gerekebilir. Leiomyomlar doğum sonrasındaki etkin uterus kontraksiyonlarını bozarak, kanamaya neden olabilirler. Sezaryen sırasında myomun yeri ve büyüklüğü uygunsa alınabilir. Fakat bazı myomlar gebelikte rahim fazla kanlandığı için aşırı kanamaya sebep olabilir o yüzden sezaryen sırasında her zaman myomların alınması (myomektomi) tercih edilmez.
Gebelikte myoma bağlı artan riskler: Gebeliklerin yaklaşık %10'unda myom vardır ve myom olan gebeliklerin çoğunluğunda hiçbir problem yaşanmaz. Ancak nadiren myoma bağlı olarak hamilelikte aşağıdaki riskler görülebilir: - Abortus, - Preterm eylem (erken doğum), - Malprezentasyon, - Plasenta previa, - Dekolman plasenta (plasenta arkasında bulunan myomlar), - Uterin atoni riski artar.
HAMİLELİKTE YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ:
Gebelikte yumuırtalık kistlerinin ortalama görülme insidansı 1000 gebelikte birdir. Gebelikte en sık tespit edilen kistler folliküler veya korpus luteum kistleridir. Bu kistlerin büyük çoğumluğu gebeliğin 14. haftasından önce kaybolur. Büyüklüğü 6 cm'den fazla olan kistler %60 oranında kaybolmadan kalırken, 6 cm'den küçük kistler %90 oranında kendiliğinden kaybolurlar. Bu tür kistlere gebelikte rastlandığında genellikle 18. haftaya kadar beklenir çünkü 18 . gebelik haftasına kadar kistlerin çoğu kaybolur, ayrıca kaybolmayan kistler için gerekecek ameliyatın fetus ve anneye zarar verme riski bu haftalarda çok azalır. Bu haftalardan önce ameliyat daha risklidir. Gebelikte over kistleri en sık ağrıya neden olurlar bunun dışında yumurtalığın ve kistin dönerek burkulması (torsiyon), kist içine kanama,  enfeksiyon da görülebilir.
Gebelikte kistlerin tedavisi: Gebelikte ortaya çıkan yumurtalıkla ilgili bir kitlenin tedavisi hastanın şikayetlerine, gebelek yaşına, kitlenin boyut ve özelliklerine bağlıdır. Erken gebelikte tespit edilen küçük kistler (8 cm'den küçük) genellikle fonksiyoneldir ve izlenirler. Ancak torsiyon (burkulma), rüptür (patlama), hemoraji (kanama) gibi durumlar gerçekleşirse acil cerrahi girişim gerektirir. Kitleler 7-8 cm'den büyük, solid, iki taraflı veya 15-18 haftalara kadar kaybolmamışsa ameliyat yapılabilir. Ameliyat için en uygun zaman 18. hafta civarıdır. Bu haftalarda palasentanın hormonal fonksiyonunu tamamiyle korpus luteumdan devralması nedeniyle korpus luteum kistleri kaybolmaktadır. Kist kötü görünümlü ise kanser şüphesi taşıyorsa veya boyutlarında büyüme saptanırsa 18. haftdan önce ameliyat edilmelidir.
GEBELİKTE ANEMİ (HAMİLELİKTE KANSIZLIK):
Gebelikte 1. ve 3. trimesterde hemoglobin 11 gr/dl'den düşükse veya 2. trimesterde hemoglobin 10.5 gr/dl'den düşükse anemi kabul edilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %30’unun, dünyadaki gebe kadınların %50’sinden fazlasının, dünyadaki tüm kadınların 1/3’ünden fazlasının anemik olduğu tahmin edilmektedir. Gebelikte günde 6-7 mg demir ihtiyacı vardır.
Anemide başlıca şikayetler: - Halsizlik ve yorgunluk (en sık görülen semptomdur), - İştahsızlık, - Efor dispnesi (Eforla nefes darlığı olması), - Baş ağrısı, - Çarpıntı, - Senkop (bayılma), - Kulak çınlaması, - Uyku bozukluğu, - Saç dökülmesi, - Konsantrasyon bozukluğu, - Baş dönmesi, - Anjina pektoris (Göğüs ağrısı),
Anemilerde başlıca bulgular: - Deri ve mukozada solukluk (en sık bulgu), - Taşikardi (Nabzın hızlanması), - Ejeksiyon üfürümü, hiperkinetik kalp yetmezliği,- Dil atrofisi (B12, folat ve demir eksikliğinde), - Nöropati, ataksi (B12 eksikliğinde), - Sarılık ve splenomegali (dalak büyüklüğü) (hemolitik anemilerde)
Annedeki aneminin gebelik üzerine etkileri nelerdir?: - Düşük doğum ağırlığı, - Preterm eylem (erken doğum), - IUGR, - Operatif doğum, - Fetal ölüm, - Uzamış doğum riski gibi etkileri olabilir.
Gebelikte Demir eksikliği Anemisi: Demir eksikliği anemisi gebelikte en sık görülen anemidir. Her gebeye proflaktik demir desteği verilmelidir. Anemi olmasa ve demir depoları yeterli olsa bile gebelik boyunca bütün gebelere anemiyi önlemek amaçlı demir desteği gereklidir. Günde 60 mg elementer demirin demir eksikliği anemisinin insidansını azaltığı gösterilmiştir.
Hamilelerde demir eksikliği anemisinin nedenleri: - Yetersiz ve dengesiz beslenme, - Sosyoekonomik düzeyin düşük olması, - Barsak parazitleri, - Sık doğum yapmak, - Sık düşük, kürtaj gibi yapılan müdahaleler nedeniyle kan kaybetmek, - Gebelikte demir ilacı (kan hapı) kullanmamak
Gebelikte Demir Eksikliğinin Tedaviisi: Tedavinin amacı aneminin düzeltilmesi ve demir depolarının doldurulmasıdır. Bu amaçla ağızdan demir preparatları ve demirden zengin diyet uygulanır. 200 mg/gün elementer demir alınmalıdır. Anemi düzeltildikten sonra demir depolarının dolması için tedaviye 3 ay daha devam edilmelidir. Demir tedavisinin bulantı, kusma, ishal, kabızlık, midede rahatsızlık gibi yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler haplar yemeklerden sonra alınarak giderilebilir. Demir tedavisi alan gebeler demirin emilimini azaltan besinlerle birlikte bu ilaçları almamalıdırlar.
Demir preparatlarının emilimini azaltan besinler: antiasit ilaçlar, yumurta, kalsiyum tuzları, süt ve süt ürünleri, tetrasiklin türü antibiotikler, çay, kahve.
Eğer demir preparatları portakal suyu, proteinden zengin gıdalar ile birlikte ve aç karnına alınırsa emilim artacaktır.Aynı zamanda demirden zengin diyet örneğin karaciğer, kırmızı et, yumurta, kuru bakla, tahıl, taze sebze, kuru meyve vb. alınmaya özen gösterilmelidir.
GEBELİKTE MEGALOBLASTİK ANEMİ:Gebelikte ikinci en sık görülen anemi nedenidir. En sık nedeni folik asit eksikliğidir. Tedavide günde 1 mg folik asit verilir. Proflaksi (önleme) amaçlı bütün gebelere 0.4 mg folik asit verilmelidir.
GEBELİKTE AKKİZ HEMOLİTİK ANEMİLER: - Otoimmün hemolitik anemi, - İlaçlara bağlı hemolitik anemi, - Paroksismal noctürnal hemoglobinüri, - Şiddetli preeklampsi, - Bakteriyel toksinlere bağlı hemolitik anemi
GEBELİKTE KALITSAL ANEMİLER: - Herediter sferositoz, - Eritrosit enzim defektleri, - Alfa talasemi, - Beta talasemi,
GEBELİKTE KRONİK HASTALIK ANEMİSİ:  - Kronik böbrek yetmezliği, - İnflamatuar barsak hastalıkları, - SLE, - Romatoid artrit gibi kronik hastalıklar kansızlığa neden olabilmektedir.
GEBELİKTE BAŞ AĞRISI VE MİGREN:
Baş ağrısına gebe olmayan bayanlarda çok sık rastlandığı gibi gebelik sırasında da sık görülen şikayetlerden birisidir. 20-50 yaş arasındaki kadınların yaklaşık %80'inde baş ağrısı şikayeti az veya çok görülmektedir. Bu kadar sık görülmesine neden olan faktörler arasında adet dönemlerinde, gebelikte ve doğum sonrasında vücutta oluşan hormonal değişimler önemli rol oynar. Kadınlarda görülen bu baş ağrılarının çoğu migren veya gerilim tipi baş ağrılarıdır. Özellikle şiddetli ve sürekli tekrarlayan baş ağrılarılarının sebebi mutlaka araştırılmalıdır. halk arasında gebelik zehirlenmesi denen tansiyon yükselmesi (preeklampsi) gebelikte baş ağrısının önemli sebeplerindendir ve bazen ilk uyarıcı şikayet olabilmektedir. Kısacası her insanda olduğu gibi hamile kişilerde de baş ağrısı çok sık rastlanan bir şikayettir ve çoğunlukla baş ağrısı olan kişilerde gebelik zehirlenmesi veya başka kötü bir sebep bulunmamaktadır ancak yine de her baş ağrısı yaşayan gebenin mutlaka doktora başvurması ve sebebin araştırılması gerekir çünkü nadiren de olsa baş ağrısına sebep olan önemli bir durum olabilir.
Gebelikte Migren:Migren tipi baş ağrısı genellikle kafanın bir yarısında hissedilen, bulantı-kusma, ışığa karşı hassasiyet eşlik edebilen, belli aralıklarla tekrarlayan zonklayıcı tarzda bir ağrıdır. Adet dönemi, menopoz, gebelik ve hatta doğum kontrol hapları gibi hormonal ilaçların migren tipi ağrıları etkilemesi migrenin oluşumunda kadınlık hormonlarının (özellikle östrojen) önemli rol oynadığını gösterir. Genellikle adet zamanı veya gebelik sonrası gibi östrojen düzeyinin düştüğü dönemlerde migren ağrıları rahatlar, tersine gebelik gibi östrojen düzeyini yükseldiği dönemlerde migren ağrıları artar. Yapılan araştırmalarda hastaların çoğu gebelik sırısında migren ağrılarının arttığını belirtirken, hastaların az bir kısmı ağrılarının değişmediğini veya azaldığını bildirmiştir. Migren baş ağrıları gebeliğin genellikle ilk aylarında sık görülür, son aylarda daha az görülür. Migren çoğunlukla gebeliğin ilk 3 ayından sonra rahatlar ama bazen bunun tersi de olabilir. Bazı hamileler daha önce olmadığı halde migrenle ilk defa gebelikleri sırasında karşılaşabilirler. Doğum sonrasında migren ağrılarının devam etmesine sık rastlanır ancak emziren annelerde daha az ağrı olduğu görülmüştür. Yapılan araştırmalarda tedavi edilse de edilmese de migrenin gebeliğin gelişimi veya sonuçları ile ilgili her hangi bir kötü etki yapmadığı gösterilmiştir. Migrene bulantı, kusma, ışığa karşı hasssasiyet, kulaklarda çınlama gibi belirtiler eşlik edebilir. Migrenden şüphelenildiğinde mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekir. Üzüntü, depresyon, stres, yorgunluk, aşırı kahve ve çikolata, aşırı ışıklı ve aşırı sesli ortamlar, uykusuzluk, aşırı egzersiz, doğum kontrol hapları migreni şiddetlendiren faktörlerdir. Migren ilaçları hamilelikte zararlı olabilme riskine karşı genellikle kullanılmazlar. Ancak dayanılmaz ve geçmeyen migren ataklarında mecburen bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Migren ağrıları için parasetamol türevi gebeliğe zararı olmayan ağrı kesiciler kullanılır.
Gerilim Tipi Baş Ağrısı: Gerilim tipi baş ağrısı kafanın bütün çevresinde baskı ve gerilme varmışçasına hissedilen bir ağrıdır. Migrene göre daha sık görülür ve migrenin aksine ışık ve sesten etkilenme, bulantı-kusma gibi durumlar daha az görülür. Gebelikten önce olan gerilim tipi baş ağrısının gebelik başladıktan sonra şiddetlenmesi çok beklenen bir durum değildir çünkü migrenin aksine hormonlardan çok etkilenen bir ağrı değildir. Gebelik sırasında tedavi için parasetamol türevi ağrı kesiciler kullanılır. Ayrıca gevşeme terapileri de faydalı olabilir.
HAMİLELİKTE KAN HASTALIKLARI:
Gebelikte sık görülen kan hastalıkları nelerdir?:
Anemi (kansızlık); -Demir eksikliği anemisi, -Folik asit eksikliği, -İlaca bağlı hemolitik anemi, -Akut kan kaybına bağlı anemi, -Kronik hastalıklara bağlı anemi
Hemoglobinopatiler; -Orak hücre hemoglobinopatisi. -Aplastik-hipoplastik anemi, -Talasemiler, -Polisitemi
Trombositopeniler; -Gebelikte ortaya çıkan trombositopeniler, -Kalıtsal trombositopeniler, -İmmun trombositopenik purpura, -Trombositoz, -Trombositopenik mikroanjiopatiler, - Pıhtılaşma bozuklukları
Trombofililer (Pıhtılaşma bozuklukları):
HAMİLELİKTE TROMBOFİLİ:
Kalıtsal trombofililer (kalıtımsal trombofililer) yani pıhtılaşma bozuklukları genel olarak basit tanımlamayla kanın pıhtılaşmaya eğilim gösterdiği bazı hastalıklardır. Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması, gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği ile sonuçlanması gibi problemler yaşanmaktadır. Burada daha çok kalıtsal trombofililerin gebelikle ilgili sebep olduğu sorunlar anlatılacaktır. Kalıtsal trombofili hastalarında gebelik kayıplarında artış izlenmektedir fakat trombofili "taşıyıcılığı" olan kişilerde gebelik kayıplarında artış izlenmemektedir. 
Kalıtsal trombofililer genetik bozukluklara bağlı olarak ırsi yani kuşaktan kuşağa geçebilen ve doğuştan edinilmiş hastalıklardır. Trombofililerin ırsi olmayan yani doğuştan olmayan sonradan kazanılmış türleri de vardır (antifosfolipid antikor sendromu gibi).
Bu hastalarda damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık gelişme riski; travma, hareketsiz kalma, cerrahi, doğum kontrol hapı kullanma, gebelik, kanser gibi durumlarda artar. Trombofilisi olan hastaların doğum kontrol hapı kullanması kesinlikle sakıncalıdır.
Kalıtsal trombofililer: - Antitrombin III eksikliği, - Protein C eksikliği, - Protein S eksikliği, - Faktör V Leiden mutasyonu, - Aktive protein C rezistansı (Genellikle Faktör V Leiden mutasyonuna bağlıdır), - Protrombin (Faktör II) gen mutasyonu, - MTHFR gen mutasyonu (Metilen tetrahidrofolat redüktaz), - Hiperhomosisteinemi, - Trombomodulin mutasyonu, - Faktör 12 eksikliği.
Antitrombin III eksikliği kalıtsal trombofilik hastalıkların en trombojenik olanıdır ve hastalar hayat boyu %50’den fazla oranda tromboembolik olay (damar tıkanıklığı) geçirme riski altındadır. Protrombin gen mutasyonu veya trombomodulin gen mutasyonunun kötü gebelik sonuçlarından sorumlu olduğuna dair net bilgiler yoktur.
Trombofili Tanısı: Erken yaşta damar tıkanıklığı geçirenlerde , ailesinde damar tıkanıklığı olanlarda, tekrarlayan düşükleri veya ölü doğumları olanlarda, erken aylarda başlayan preeklampsi veya gelişme geriliği olanlarda trombofilik hastalık olması süphesiyle bazı testler yapılır.
Bu testler: Antitrombin III, Protein C, Protein S , Aktive protein C rezistansı (pozitif ise Faktör V Leiden mutasyonu araştırması), Lupus antikoaglan, Antikardiolipin antikorlardır.
Gebelik sırasında total protein S seviyesi değişmezken serbest protein S seviyesi düşmektedir. Gebelikte Aktive protein C direncinin (yanlış olarak faktör V Leiden mutasyonunu düşündürür) arttığı unutulmamalıdır. Bu testlerin gebelik olmayan dönemde yapılması gerekir. Fonksiyonel ve antijenik protein C seviyelerinde gebelikte değişme olmaz.
Trombofili Tedavisi: Antitrombin III eksikliği olanlarda tromboemboli gelişme riski en yüksek olduğundan her halukarda gebelikleri boyunca tam doz heparin (pıhtılaşmayı engelleyici ilaç) ile tedavi edilirler. Diğer kalıtsal trombofili hastalarına gebelik öncesi tromboembolik olay hikayesi varsa veya düşük gibi kötü gebelik hikayesi varsa gebelik süresince profilaktik (önleme amaçlı) heparin tedavisi verilebilir. Heparin tedavisine aspirin tedavisi de genellikle eklenir. Tedavi doğum sonrası ağızdan 6 hafta devam ettirilir.
Gebelikte, Antitrombin III (AT III) eksikliği olan kadınların %70'inin tromboz geçireceği düşünülürse bu kadınların gebelikleri boyunca heparin ile tedavi edilmeleri mantıklı görünmektedir. Antitrombin eksikliğiyle karşılaştırıldığında protein C ve Protein S eksikliği, Faktör V Leiden ve Protrombin gen mutasyonu olan kadınlarda daha önce tromboembolik olay veya kötü gebelik hikayesi yoksa gebelikleri boyunca heparin ile proflaktik tedavi verilmesi tartışmalıdır ve konu ile ilgili net sonuçlar yoktur. Kalıtsal trombofilisi olan kadınlarda  tekrarlayan düşük hikayesi varsa gebeliklerinde heparin ve aspirin ile ampirik tedavi uygulanması önerilmektedir ancak bu durumun netleşmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği bildirilmektedir çünkü kalıtsal trombofililer ile tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki  bu güne kadar yapılan çalışmalarla çok net ispatlanmış değildir. Bu nedenle verilen tedaviler kanıta dayalı değildir, ampiriktir. Trombofilili hastaları gebelik dönemi dışında herhangi bir dönemde damar tıkanıklığı gibi bir durum gelişmesi durumunda heparin ile tedavi edilirler. Gebelik, ameliyat veya hareketsizlik gibi damar tıkanıklığı gelişme riskinin artacağı durumlarda proflaktif heparin tedavisi önceden başlanır.
Gebelikte en sık görülen kan hastalığı hangisidir?: Demir eksikliği anemisi gebelikte en sık görülen kan hastalığıdır. Gebe kadınların yaklaşık %95’inde görülür. Tüm ülkelerde üreme çağındaki demir alımının yetersiz olmasına bağlı çok yaygındır.
Demir eksikliği anemisinin belirtileri nelerdir?:Yorgunluk, güçsüzlük, bitkinlik, yememe, egzersiz intoleransı, mental depresyon, solukluk, çarpıntı, nefes darlığı. Tedavi: Demir desteği önerilir. Demir eksikliği anemisini önlemek için ne yapılabilir: Gebelikte demir ihtiyacı günlük diyet ile sağlanamaz, bu nedenle tüm gebelere demir tedavisi en azından 20. gebelik haftasından itibaren verilmelidir.
Folik asit eksikliği : Folik asit merkezi sinir sistemi gelişim açısından önemli bir vitamindir. Eksikliğinde bir tür anemi de ortaya çıkar. 30 yaşında büyük gebelerde, yetersiz diyetle beslenenlerde, çoğul gebeliklerde, gebeliğe bağlı yüksek tansiyonu olanlarda, epilepsi tedavisi alanlarda daha sık görülür.
Folik asit eksikliği belirtileri nelerdir: Kansızlık, bitkinlik, iştahsızlık, mental depresyon, diş eti hastalıkları, bulantı, ishal, kanama, enfeksiyonlara yatkınlık. Tedavi: Folik asit desteği yapılmalı. Gebelikten önce ve erken gebelik dönemlerinde folik asit kullanımı bebeğin merkezi sinir sistemi gelişim bozukluklarını önler.
İlaca bağlı hemolitik anemi kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir enzimin eksikliğinde ortaya çıkar. Bu anemi çoğunlukla viral, bakteriye enfeksiyonlar, diabetik asidoz, bakla yenmesi, bazı oksidan ilaçlara maruz kalınması durumunda gelişir. Tedavide atağı başlatan ilaç veya toksik maddelerin kesilmesi önemlidir. Enfeksiyon varsa acilen tedavi edilmelidir.
Orak hücreli anemi kalıtımsal bir kan hastalığıdır. Bu hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesi ve yaşam süresi azalmıştır. Tüm organlar etkilenebilir. Özellikle dalak, kemik iliği, plasenta gibi organlar sık etkilenir. Ağrı, ödem kanlanması bozulmuş dokuda yaygındır. Orak hücreli anemili gebelerde kansızlık artar. Folik asit kullanımı artar, ağrılı krizler, idrar yolu enfeksiyonu, pıhtılaşma, iç organ ve kemik ağrıları artar.
Tromboemboli (damarlara pıhtı atması) gebelikte sık görülen bir durumdur. Doğum öncesi veya sonrasında oluşabilir. Derin bacak toplar damarlarında tromboz olan hastaların yakalaşık % 50’sinde akciğer embolisi gelişebilir. Altta yatan kolaylaştırıcı bir neden olmadığında (ciddi enfeksiyon, geçirilmiş tromboemboli, ciddi tromboflebit, ciddi varisler, cerrahi doğum, zor veya uzamış doğum, anemi, kanama, kalp hastalığı, aşırı şişmanlık, ağır sigara içiciliği, uzamış yatak istirahati..) yaygın değildir. Belirtileri bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, renk değişikliği, ateştir. Riskli hastalarda önlemeye yönelik tedavi başlanabilir.
HAMİLELİKTE DAMAR TIKANIKLIĞI (TROMBOEMBOLİ):
Tromboemboli; Tromboz ve emboli kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Tromboz pıhtılaşma anlamına gelir. Emboli pıhtının damardan koparak akciğer, beyin gibi organlara giderek oradaki damarları tıkaması anlamına gelir, halk arasında pıhtı atması denilen durumdur. Bu iki olaya birden tromboemboli denir. Hamilelilkte kan damarlarında tıkanma en sık bacaklardaki toplar damarlarda meydana gelir. Yüzeyel olmayan ve derinde bulunan toplar damarlarda meydana gelen pıhtılaşmaya derin ven trombozu (DVT) denir. Bu toplar damarlardan kopan pıhtının akciğer, beyin gibi organlara giderek damar tıkanıklığına enden olmasına venöz tromboemboli denir. Hamilelik döneminde hiçbir hastalığı olmayan gebede bile pıhtılaşma faktörlerindeki değişiklikler, hareketsizlik ve rahmin damarlara bası yaparak kan akımını yavaşlatması gibi nedenlerle damar tıkanıklığına meyil artmıştır.
Venöz tromboemboli: Yaklaşık bin hamile kadından  birisinde görülür. Bu oran 35 yaş üzerindeki hamilelerde yaklaşık iki kat artar. Hamilelerde aynı yaştaki hamile olmayan kadınlara göre 10 kat daha sık görülen bir hastalıktır. Venöz tromboemboli saptanan gebelerin yaklaşık %40'ında kalıtsal trombofili denilen hastalıklar (kalıtsal pıhtılaşma bozuklukları) görülür. Venöz tromboemboli önemli anne ölüm nedenlerinden birisidir.
Hamilelikte ve emzirme (lohusalık) döneminde damar tıkanıklığı nedenleri, risk faktörleri: - Kalıtsal trombofililer- Obezite, - Diabet, - Hareketsizlik, - Travma, kaza vb., - Daha önce damar tıkanıklığı geçirmiş olmak, - İnflamatuar barsak hastalıkları, - Sepsis ve ciddi enfeksiyonlar, - Antifosfolipid antikor sendormu, - Polisitemia vera, - Orak hücreli anemi, - Çok uzun süre hareket etmeden yolculuk yapmak,
Hangi gebelerde damar tıkanıklığı ve tromboembolik olaylar daha sık görülür?: - 35 yaşından büyük olanlarda, - Çok doğum yapanlarda (multipar), - Uzamış doğum eylemi varlığında, - Sezaryen ile gerçekleşen doğumlarda, - Preeklampsi, - Hiperemezis gravidarum, - Puerperal enfeksiyon,
Tromboemboli Belirtileri: Damar tıkanıklığı durumunda bacakta şişme, ödem, kızarma, morarma, ısı artışı, hassasiyet, ağrı gibi şikayetler meydana gelebilir.
Pulmoner emboli yani akciğere pıhtı atması gibi bir durum olmuşsa nefes darlığı, göğüs ağrısı, soluk borusundan kan gelmesi, hızlı nefes alma, nefes darlığı, aşırı bitkinlik gibi ciddi belirtiler meydana gelir.
Tromboemboli Tedavisi: Tedavisinde özellikle pıhtılaşmayı engelleyici heparin benzeri ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar halk arasında kan sulandırıcı ilaç diye bilinir. Tedavi gebelik boyunca ve doğumdan sonra bir süre devam ettirilir. Altta yatan pıhtılaşmaya neden olan faktörlere göre tedavinin devamı ve şekli belirlenir. Gebelerde risk faktörlerinin varlığında damar tıkanıklığı meydana gelmeden önce bu ilaçlar önleyici (proflaktik) olarak başlanır.
HAMİLELİKTE TROİD HASTALIKLARI (GUATR):
Tiroid bezi boyunun ön tarafında, adem elması dediğimiz çıkıntının hemen altında nefes borusunu at nalı şeklinde saran, yaklaşık 20 gr olan bir salgı bezidir. Salgıladığı tiroid hormonları (T3 ve T4) tüm metabolizmayı etkiler. Tiroid bezinin çalışması beyinin alt kısmında  yer alan hipofiz bezinden salgılanan TSH (Tiroid uyarıcı hormon) tarafından kontrol edilir. İyot elementi tiroid bezi çalışması için son derece gereklidir. Beslenmeyle yetersiz alındığında tiroid hormonlarının salgılanması aksar. Ülkemizde sık görülen iyot eksikliğinde belirgin tiroid bezi problemleri ortaya çıkar. Kadınlarda tiroid bezi hastalıkları erkeklerden daha sık görülür. Bu nedenden dolayı doğurganlık çağındaki pek çok kadın tiroid bezi problemlerinden sıkça etkilenir. Guatr tiroid bezinin normalden büyük olması durumudur. Hastalara yaklaşımda guatrdan çok ona eşlik eden hormonal durum önemlidir.
Gebelikte Troid Hormon Yüksekliği (hipertirodidi, Tirotoksikoz):  Tiroid bezinin kana çok hormon salgılaması, hipertiroidi şeklinde adlandırılır (zehirli guatr). Bu durumda zayıflama, kilo alamama, kalbin hızlı atması (çarpıntı), sıcağa tahammülsüzlük, sıcak basmaları, ellerde titreme, gishal, özlerde dışarı doğru şişlik ortaya çıkar. Gebelik sırasında görülen hipertirodilerin % 95’i Graves hastalığına bağlıdır. Gebelik sırasında hipertiroidi erken doğum, ölü doğum, düşük, bebekte gelişme geriliği ve annede kalp yetmezliğine, tansiyon yüksekliğine neden olabilir. Bu nedenle hipertirodinin gebelik öncesinde kontrol altına alınması oldukça önemlidir. Tedavi için seçilen ilaç genelde Propylthiouracil'dir. Radyoaktif İyot (RAI) tedavisi gebelerde kullanılmaz. Hipertiroidik gebelerde gerekli ise cerrahi tedavi 3-6 aylar arasında yapılmalıdır. İlk 3 ayda düşük riskini artırdığından cerrahi tedavi yapılmaz.Hipertiroidi tiroid hormonlarının (sT4, sT3) normaldem fazla ürtilmesi ve vücutta etkilerinin fazla görülmesi ile karakterize durumudur. Gebelikte yaklaşık %0.2 oranında izlenir. Hamilelik döneminde bebeğin de ihtiyaçlarından dolayı annenin tiroid hormon üretimi artar. Hipertiroidi durumunda tiroid bezinde nodül(ler) tespit edilebileceği gibi en sık nodülsüz, toksik diffüz guatr yani graves hastalığı şeklinde görülür.
Gebelikte tiroid hormon düzeyleri: Gebelikte östrojen hormonunun artmasından dolayı TBG (tiroid bağlayıcı globulin) artar ve bu nedenle bağlı T4 düzeyi artar. Bu nedenle gebeliğin bütün aylarında total T4 düzeyinin artması normaldir. Ancak serbest T4 (sT4, fT4) düzeyinin artması normal kabul edilemez. Aynı durumlar total T3 ve serbest T3 (sT3, fT3) için de geçerldir. TSH düzeyi de gebelikte normal sınrılar içerisinde olmalıdır ancak ilk üç ayda yüksek B-HCG hormonu TSH benzeri etki gösterdiği için TSH hormonunun azalmasına ve normalin altında ölçülmesine neden olabilir. Daha sonrasında normal seviyede olması gerekir. Gebelikte tiroid bezi fonksiyonlarını değerlendirmek için en önemli hormonal parametre sT4 ve TSH 'dır. Her gebelikte ilk muayenede bu hormonlar değerlendirilmelidir. (Sadece TSH tarama için yeterlidir.) Mümkünse gebelikten önce hamileliğe hazırlık döneminde değerlendirilmesi en doğrusudur.
Hipertiroidi (tirotoksikoz)'da labaratuvar sonuçları: Hipertiroidi durumunda kanda sT4 ve sT3 düzeyleri yüksek ölçülür, TSH düzeyi düşük ölçülür. Serbest tiroid hormonlarının normal olmasına rağmen TSH hormonunun düşük ölçülmesi durumuna subklinik hipertiroidi denir.
Hipertiroidi'nin hamilelik üzerine etkileri: - Erken doğum, - Preeklamspsi, - Annede kalp yetmezliği. Hipertiroidi durumunda anneden bebeğe geçen tiroid hormonları bebekte de yüksek tiroid hormon etkisi gösterir ve bu bebeğin TSH hormonunun baskılanmasına neden olur. Bu durumda bebekteki düşük TSH hormonu nedeniyle doğumdan sonra bebekte neonatal hipotirodi meydana gelir.
Trotoksikozda Tedavi: - Hamile olmayan hastalarda hipertiroidide uygulanan radyoaktif iyot tedavisi gibi yöntemler hamilelerde güvenli olmadığı için uygulanamaz. Çok zorunlu durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Hamilelerde en sık uygulanan tedavi yöntemi ilaç propiltiyourasil ile yapılan ilaç tedavisidir. Hipertiroidi ilaçlarından hamilelikte bebek açısından en güvenli olarak saptanan ilaç budur. Propiltiyourasil tedavisinde T4 düzeyleri aşırı bastırılmayacak derecede, normal aralığın üst sınırında kalacak şekilde doz ayarlanmalıdır. İlaç dozu T4'e göre ayarlanmaldır, TSH doz ayarı için uygun seçenek değildir çünkü TSH'ı fazla yükseltmeye çalışmak, fazla yüksek doz tedaviye sebep olabilir bu da bebekte hipotiroidiye sebep olabilir. Tedaviler endokrinoloji uzmanı eşliğinde planlanmalıdır.
Gebelikte Troid Hormon Düşüklüğü (Hipotroidi)Tiroidin az çalışması durumuna hipotiroidi denir. Diğer bir ifadeyle Hipotiroidi tiroid hormonlarının (sT4, sT3) normaldem düşük olması nedeniyle tiroid bezinin görevini yeterince yapamaması durumudur.Gebelikte yaklaşık %1-2 oranında izlenir. Hipotroidi geliştiğinde; gebede unutkanlık, halsizlik, deride kuruma, saçlarda dökülme, yorgunluk, uykuya eğilim kilo alma gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Bu hastalarda düşük, bebeğin eşinin erken yerinden ayrılması, bebekte gelişim geriliği, erken doğum, doğum öncesi bebek kaybı ve bebekte sinir sisteminde bozukluk riski artmaktadır. Bebek tiroid bezi gelişmeden önce (ilk 3 ay) anne yeterli düzeyde iyot almazsa bebekte zeka geriliği görülebilir. Tedavi tiroid hormonu içeren ilaçlarla yapılır. Hamilelik döneminde bebeğin de ihtiyaçlarından dolayı annenin tiroid hormon üretimi artar. Hipotiroidinin dünyada en önemli nedeni iyot eksikliğidir, iyot eksikliği neticesinde tiroid bezinde aşırı büyüme yani guatr meydana gelebilir, boynun önünde tiroid bezi büyükçe görülebilir hale gelebilir. Hipotiroidi saptanan her hastada veya hamilede tiroid bezi büyük izlenmek zorunda değildir. Gebelikte ve emzirme döneminde anne vücudunun iyot ihtiyacı artar.
Gebelikte tiroid hormon düzeyleri: Gebelikte östrojen hormonunun artmasından dolayı TBG (tiroid bağlayıcı globulin) artar ve bu nedenle bağlı T4 düzeyi artar. Bu nedenle gebeliğin bütün aylarında total T4 düzeyinin artması normaldir. Ancak serbest T4 (sT4, fT4) düzeyinin artması normal kabul edilemez. Aynı durumlar total T3 ve serbest T3 (sT3, fT3) için de geçerlidir. TSH düzeyi de gebelikte normal sınrılar içerisinde olmalıdır ancak ilk üç ayda yüksek B-HCG hormonu TSH benzeri etki gösterdiği için TSH hormonunun azalmasına ve normalin altında ölçülmesine neden olabilir. Daha sonrasında normal seviyede olması gerekir.
Gebelikte tiroid bezi fonksiyonlarını değerlendirmek için en önemli hormonal parametre sT4 ve TSH 'dır. Her gebelikte ilk muayenede bu hormonlar değerlendirilmelidir. (Sadece TSH tarama için yeterlidir.) Mümkünse gebelikten önce hamileliğe hazırlık döneminde değerlendirilmesi en doğrusudur.
Hipotiroidi laboratuvar sonuçları: Hipotiroidi durumunda kanda sT4 ve sT3 düzeyleri düşük, TSH düzeyi yüksek ölçülür. Serbest tiroid hormonlarının normal olmasına rağmen TSH hormonunun yüksek ölçülmesi durumuna subklinik hipotiroidi denir.
Hipotiroidi'nin hamilelik üzerine etkileri: - Düşükler, - Preeklampsi, - Ablasyon plasenta (Dekolman plasenta), - Doğumdan sonra bebekte zeka geriliği gibi anne ve bebek sağlığını etkileyecek risklerde artış izlenebilir. Tedavi ile bu riskler minimuma iner. Bebek kendi tiroid hormonunu ancak hamileliğin 16-18 haftasından sonra üretebilir. Bu zamana kadar fetusun büyüme ve gelişmesi annenin tiroid hormonlarınca (t3 ve t4) sağlanır. Bu nedenle annenin tiroid hormonlarının normal olması son derece önemlidir. Tiroid hormonları bebeğin gelişim ve vücut fonksiyonlarını, özellikle beyin gelişimini en çok etkileyen hormonlardır.
Hipotroidi Tedavisi: Hipotiroidi tedavisinde tiroid hormonu ilaç şeklinde verilerek yerine konur. Bunun için T4 hormonu (levotiroksin) ilacı verilir anneye. T3 hormonu ilaç olarak verilmez sadece T4 hormonu verilmesi yeterlidir çünkü vücutta asıl etkiyi gösteren hormon budur. Subklinik hipotiroidi de aynı şekilde ancak daha düşük doz ilaç tedavisini gerektirir. Bu tedaviler endokrinoloji uzmanı eşliğinde planlanmalıdır. Gebelik boyunca ve doğumdan sonra 1-2 ay ara ile TSH ve sT4 hormonları kontrol edilmelidir. T4 (levoriroksin) ilaçları demir kalsiyum, vitamin gibi ilaçlarlar birlikte alınmamalıdır, barsaklardan emilimi etkilenir.
HAMİLELİKTE İNME (FELÇ):
Gebelikte Beyin Damarlarında Tıkanma Veya Kanama olması: İnme yani stroke (halk arasındaki tabiriyle felç, beyin felci) beyin damarlarında meydana gelen tıkanma veya ani oluşan kanama nedeniyle vücudun bir kısmında felç meydana gelmesidir.  Serebrovasküler olay veya serabrovasküler hastalık (SVO) olarak da adlandırılır.  Beyin damarlarında oluşan tıkanma veya vücudun başka bölgesinden (kalpten) beyine pıhtı atması, beyin içerisine ani kanama olması gibi nedenlerle inme oluşabilir. Beyin damarında tıkanma nedeniyle meydana gelen inmeye iskemik inme denir, beyin kanaması nedeniyle meydana gelen inmeye hemorajik inme denir.  İnmeye sebep olan  ana mekanizma beyinde bir bölgenin beslenmesinin bozulmasıdır. Acilen tedavi edilmesi gereken acil bir durumdur. Geçici olarak gelişen inme durumlarına transiyent iskemik atak (TİA) denir, burada geçici ve kısa bir ani inme durumu oluşur. TİA'da belirtiler kısa sürer ve kendiliğinden düzelir. İnme (serebrovasküler olay) durumunda genellikle vücudun bir tarafında aniden güçsüzlük, kolda-bacakta uyuşukluk,  şiddetli baş ağrısı, ani görme bozukluğu, konuşamama, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler olur. İnme durumunda bazen koma eşlik etse de her zaman görülmez.
Gebelerde veya gebe olmayanlarda inme riskini arttıran faktörler: - Sigara, - Alkol, - Kokain, - Yüksek tansiyon, - Kalp kapak hastalıkları, - Myokard enfarktüsü geçirmiş olmak, - Endokardit, - Atrial fibrilasyon, - Trombofili, - Diyabet, - Hiperkolesterolemi, - Obezite, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, - Gebelik, - Doğum kontrol hapı kullanımı,
Gebelik ve Postpartum Dönemde İnme: Gebe olmayan kadınlarda yaklaşık onbinde 1 oranında görülen inme, gebe kadınlarda onbinde 2-3 olacak şekilde daha sık görülmektedir. Gebelikte inme riskinde artış olmasının nedeni gebelikte hiperkoagulabiliteye yatkınlık meydana gelmesi, hemokonsantrasyon, kardiyovasküler sistem değişiklikleri, ve preeklampsi gibi hipertansif durumlar olarak düşünülmektedir. Gebelikte iskemik ve hemorajik inmenin en sık nedeni preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu'dur. Gebelikte anevrizma, arteriovenöz malformasyon, preeklampsi gibi nedenlerle hemorajik inme meydana gelebilir; serebral venöz sinüs trombozu, kalp kapak hastalıkları ve preeklampsi gibi nedenlerle iskemik inme meydana gelebilir. Trofoblastik emboli ve amniyotik sıvı embolisi gibi nedenler gebeliğe spesifik ancak çok çok nadiren görülen inme nedenleridir.
Doğum sonrası yani lohusalık dönemi de inme açısından belirgin risk artışı ile karakterizedir, gebelikle ilgili inmelerin yaklaşık yarısı bu dönemde görülür. Hipertansiyon ve sezaryen gebelik-postpartum dönemde inme riskini daha da arttırmaktadır. Postpartum enfeksiyon ve kanama da inme riskini arttıran faktörlerdendir. Gebelikte inmenin tanısı ve tedavisi gebe olmayan insanlar ile benzerdir. Şiddetli preeklampsi veya HELLP durumu varsa buna yönelik spesifik tedavi verilir. CT (bilgisayarlı tomografi) genellikle tanıda ilk basamak olarak kullanılsa da MR'ın gebelikte güvenli olması ve bazı küçük enfarktlarda daha sensitif olması avantajlarıdır.
HAMİLELİK VE KALP HASTALIKLARI:
Gebelik birçok sistemde olduğu gibi kardiak sistemdede birçok değisikliğe yol açar. Bu değisikliklerin başlıcaları ; kan hacminde, kalp yükünde, kalp hızında artıştır. 
Yakın zamana kadar kalp hastalığı olan birçok kadına gebe kalmamaları önerilirdi, ancak günümüzdeki gelişmeler sonucunda kalp hastalığı olan birçok kadın sağlıklı ve güvenli bir gebelik geçirebilmektedir. Kalp hastalığı olan kadınlarda gebelik planlaması yapılırken kardiyolog ve kadın doğum uzmanının ortak görüşleri alınmalıdır , çünkü bazı kalp hastalıkları gebelik için çok risklidir böyle bir kalp hastalığına sahip kadınların kalp sorunları giderilene kadar gebe kalmamaları önerilir. Kalp hastalığı olan gebeler yakın klinik takipte olmalıdırlar. Kalp hastalığı olan hemen her gebede fiziksel aktivite kısıtlanır, yüksek proteinli tuzdan kısıtlı diyet önerilir. Gebenin kan düzeyinin belli bir seviyenin üzerinde tutulması önerilir , çünkü kansızlık kalp hastalığını kötüleştirir. Gebenin kilo alımı kontrol altına alınır. Bütün bu önlemler ile kalbin iş yükü azaltılmaya çalışılır. Kalp hastalığı olan gebelerde vajinal doğumla sezaryen karşılaştırıldığında vajinal yolla doğumun daha iyi tolere edildiği görülür ancak sezaryen ile doğumdanda fayda görecek sınırlı sayıda hasta grubu mevcuttur.
Doğum sonrası erken dönem, kalp hastalığı olan hasta açısından çok önemlidir. Kan kaybı en aza indirilmeli, kan basıncı düzenlenmeli ve kalp yetmezliğine yol açacak aşırı sıvı yükünden kaçınılmalıdır. Doğumdan yaklaşık 4-6 hafta sonra gebeliğe bağlı kalp damar sistemindeki değişiklikler kaybolur. Bu dönemde hasta bir kardiolog tarafindan tekrar değerlendirilmelidir. Belirli kardiak hastalıkların genetik geçişi nedeniyle yenidoğan özenle ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.
GEBELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ:
İyot (iodin, iodine) vücutta birinci görevi tiroid hormonları yapımında görev almak olan önemli bir elementtir. İyot alımı yetersiz olduğunda tiroid hormonlarının yapımı bozulur ve guatr denilen hastalık meydana gelir. Guatr boynun ön tarafında bulunan troid bezinin fazla büyümesidir. Dünya nüfusunun yaklaşık %40'ı iyot eksikliği riski altındadır. Hamilelik anabolik bir durum olduğu için hamilelikte tiroid hormonları yapımı artar ve dolaylı olarak iyot ihtiyacı artar.
Hangi yiyeceklerde iyot bol bulunur?: - Peynir, - Yoğurt, - İnek sütü, - Dondurma, - Yumurta, - Balık (Tuzlu su balıkları), - Kabuklu deniz hayvanları, - İyotlu sofra tuzu
İyot toprakta ve deniz suyunda bol miktarda bulunur. Besinlerin yetiştiği bölgedeki toprağın içerdiği iyod miktarına bağlı olarak aynı besin farklı yerlerde yetişmesinden dolayı çok faklı miktarda iyot içerebilir. Bu nedenle her besinin ne kadar iyod içerdiğini belirlemek ve satılan ürün paketlerine bunu yazmak her zaman kolay değildir.
İyot eksikliği tanısı: İyot eksikliği tanısı genellikle kişiye özel değil belli toplumlar için konulan bir tanıdır. Ülkemizde ve dünyada belli bölgelerde iyot eksikliği yaygındır. İyot eksikliği bu şekilde belli bölgelere özel olabilen bir durumdur çünkü o bölgenin besinleri buna neden olmaktadır. İyot vücuttan idrarla atılan bir element olduğu için iyot eksikliği teşhisi idrarla atılan iyot miktarına bakılarak konulur.
İyot eksikliğinde görülen belirtiler ve hastalıklar: - Guatr: İyot eksikliğinde tiroid bezi yeteri miktarda iyot tutabilmek için normalden fazla büyümek zorunda kalır ve boyun ön tarafında şişlikle karakterize guatr hastalığı meydana gelir.
- Hipotiroidizm: Hipotiroidizm tiroid hormonlarının yeterince üretilememesidir ve dünyada en sık nedeni iyot eksikliğidir. Guatr ve hipotiroidizm hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilen hastalıklar olmasına rağmen iyot eksikliğinin gebelikte görülmesi durumunda gebeliğe ve doğacak olan bebeğe spesifik yan etkileri olabilir. 
İyot eksikliğine bağlı konjenital hipotiroidizm dünyada önlenebilir zeka geriliğinin en sık nedenidir.
İyot eksikliğinin tedavisi: Bir insanın vücudunda iyot miktarının eksik olup olmadığını anlayacak bir test yoktur ancak idrarla atılan iyot miktarına bakılarak alınan miktarın düzeyi tahmin edilebilir. Ancak bu rutinde yapılan bir tetkik değildir. Eğer bir hastada iyot eksikliğine bağlı guatr veya benzeri hastalıklar varsa tiroid hormon ilaçları ile bu hastalık direk tedavi edilir, genellikle dışardan iyot verilmez. Bunun yerine iyot eksikliği tespit edilen toplumlarda tuz, ekmek, içme suyu gibi besinlere iyot eklenmesi sağlanarak iyot eksikliği önlenir.
İyot eksikliğinin önlenmesi: Dünya sağlık örgütü son 50 yılda Dünya'da iyot eksikliğinin önlenmesi için çok fazla çalışma yapmıştır. Bu çalışmaların en önemlisi iyotlu tuz satılmasının yaygınlaştırılması ve mecburi hale getirilmesidir.
İyot ışıktan etkilenerek bozunabilir. Bu nedenle tuzun şeffaf olmayan tuzluklarda ve karanlık ortamda saklanması gereklidir. Ülkemizde 2011 yılında uygulanmaya başlanan "aşırı tuz tüketimini azaltma eylem planı" ile tuzla alınan iyot miktarının gerekenin altına düşmeyeceği yani tuz ile yeterince iyot alımının devam edebileceği bildirilmiştir.
İyotlu tuz - İyotsuz tuz: Ülkemizde 80'li yıllara kadar iyotlu tuz üretimi ve satılması yoktu. Seksenli yıllarda iyotlu tuz teşvik edilmeye başlandı ve yaygınlaştı. 9 Temmuz 1998 tarih ve 23397 sayılı Resmi Gazete ile Türk Gıda Kodeksi Yemeklik Tuz Tebliği'ne göre sofra tuzlarının iyotlanması zorunlu olmuştur. 2002 yılından itibaren de ülkemizde iyotsuz tuz üretimi yasaklanmıştır. Tuzun iyotlanmasının basit olması ve tat, koku, renk değişikliğine neden olmaması avantajdır bu nedenle iyot eklenen besinler içerisinde en çok tercih edilen tuzdur.
Fazla miktarda iyot alınması: Fazla miktarda iyot takviyesi alınması özellikle tiroid hastalıkları (nodül, hipertiroidizm) olan kişilerde problemlere neden olabilir, tiroid fonksiyonları bozulabilir. Normal populasyonda genellikle iyot fazlalığı bir probleme veya zehirlenmeye neden olmaz.
Hamilelikte İyot Eksikliğinin Zararları:- Gebelikte iyot eksikliği ve hipotiroidi (tiroid hormonlarının normalden az olması) bebeğin beyin gelişimini etkileyebilir. Hamileliğin özellikle ilk yarısında bebeğin nörolojik gelişimi açısından annenin tiroid hormonları çok önemlidir çünkü bebek kendisi tiroid hormonu üretmeye 16-18 hafta civarında başlar, bu zamana kadar annenin tiroid hormonları bebeğin gelişiminden sorumludur. Gebelikte hipotiroidi ve zararları yukarıda anlatılmıştır.
- Anne adayındaki iyot eksikliği hipotiroidiye yani tiroid hormonlarının normalden az olmasına neden olmuşsa bu durumda düşük gelişme riski artar, - Hamilelik sırasında iyot eksikliği hipotiroidiye neden olmuşsa bebekte bazı anomaliler ve doğumdan sonra zeka geriliği, öğrenme güçlüğü gibi problemler meydana gelebilir, - Öğrenme ve davranışsal nörolojik problemler ciddi iyot eksikliğinde görülebilmekle beraber hafif iyot eksikliğinde görülebileceğine dair şüpheler araştırmaların çoğunda kanıtlanmamıştır. Ancak bazı araştırmalar hamilelikte görülen hafif ve orta derecede iyot eksikliğinde de doğumdan sonra çocukta öğrenme güçlüğü ve benzeri nörolojik problemler izlenebileceğini göstermiştir . -
2013 yılında yayınlanan bir araştırmada hafif derecede iyot eksikliği saptanan gebeliklerde doğumdan sonra çocuk yeterli miktarda iyot alsa bile öğrenme yeteneğinin az olabileceği vurgulanmıştır. Bu araştırmada doğumdan sonra çocukların iyottan zengin beslenmelerine rağmen 9 yaşında öğrenme/anlama yeteneklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır (J Clin Endocrinol Metab. 2013 May;98(5)).
Hamilelikte iyot kullanımı: Ülkemizde hamilelikte sık kullanılan multivitamin ilaçlarında iyot takviyesi bulunmamaktadır. Ancak iyotlu tuz tüketiminin uygulanması ve her hamileliğin başlangıcında tiroid hormonunun (TSH) kontrol edilmesi ile hipotiroidi ve iyot eksikliğine bağlı komplikasyonlar minimale indirilmektedir. Ülkemizde özellikle karadeniz bölgesinde iyot eksikliği ve guatr yaygındır ancak son yıllardaki iyotlu tuz uygulanmasıyla azalmıştır.
HAMİLELİK VE ASTIM HASTALIĞI:
Gebelik sırasında en sık görülen akciğer hastalığı astımdır. Yaklaşık olarak tüm gebeliklerin %4’ünde astım görülmektedir. Astımın gebelikte seyri konusunda 1/3 kuralı vardır, yani astım hastalarının üçte birinin şikayetleri gebelikte değişmez, üçte biri şiddetlenir, üçte biri hafifler. Aynı kişinin farklı gebeliklerinde hastalık farklı seyredebilir Bazı hastalarda gebelik sırasında şikayetlerde şiddetlenme olmamasına rağmen doğum sırasında şikayetlerde artma ve nefes darlığı olabilir. Sezaryen ile doğum normal doğuma göre astımın şiddetlenmesi açısından daha risklidir ancak çoğu hastada doğum sırasında bir problem yaşanmaz. 
Gebelikte kontrol altında tutulamayan astım hem anne hem bebek için problemlere yol açabilir. Bu durumun en sık sebebi anne adaylarının ilaç yan etkilerinden korkarak ilaç kullanımını bırakmalarıdır. Astım hastası bir kadın anne olmaya karar verdikten sonra bir göğüs hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve solunum fonksiyon testleri gebelik oluşmadan önce normal düzeye getirilmelidir. Gebelik süresince hem astım hem gebelik ilgili uzman doktorlar tarafından takip edilmelidir. Astım atakları uygun şekilde, zamanında tedavi edilmelidir çünkü anne rahminde bebeğin büyüyebilmek için oksijene ihtiyacı vardır. Gebelik süresince doğru tedavi uygulanırsa astım anne ve bebek sağlığını olumsuz etkilemez. Ancak hekimin belirleyeceği ilaçlar kullanılmazsa, düzenli kontrollere gidilmezse, sigara gibi astımı kötüleştiren faktörlerden uzak kalınmazsa olumsuz durumlarla karşı karşıya kalınabilir.Örneğin; düşük, erken doğum, EMR, bebekte gelişme geriliği (IUGR) gibi durumlar olabilir.
Gebelikte iyi kontrol edilmeyen astımın ne gibi riskleri olabilir?:- Erken doğum, - Düşük doğum ağırlığı, - PPROM, - IUGR (intrauterin gelişme geriliği). - Preeklampsi, - Antepartum vajinal kanama, - Hiperemezis gravidarum, - Maternal ve perinatal mortalitede artış
Astımın Tedavisi ve astım ilaçları: Gebelik süresince astım etkin bir şekilde kontrol altında tutulursa, doğum sırasında genellikle bir sorunla karşılaşılmaz . Astımı tetikleyen faktörler ve allerjenlerden kaçınılmalıdır. Sigara kullanılmamalı ve sigara dumanından uzak durulmalıdır Gebelikte daha çok inhaler ilaçlar tercih edilir. Beta-agonit inhaler ilaçlar, Sodyum-kromolin, steroid inhalasyonu, oral teofilin, salmeterol inhalasyonu, oral steroid ilaçlar aşama aşama kullanılan ilaçlardır.