Gebelik, TORCH ve Diğer Enfeksiyonlar

GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ENFEKSİYON HASTALIKLARI:

Enfeksiyon (infeksiyon) hastalıkları denilince çok sayıda ve çeşitli yüzlerce hastalık bu gruba girer. Bunlar çeşitli bakterilerin, virüslerin, parazitlerin yani mikroorganizmaların sebep oldukları hastalıklardır. Hamilelik döneminde geçirilen enfeksiyon hastalıklarını gebelik ve bebek sağlığı üzerinde direk etkisi olanlar ve etkisi olmayanlar şeklinde ikiye ayırabiliriz. Hamilelikte en sık görülen enfeksiyonlardan idrar yolu enfeksiyonları, solunum yolu enfeksiyonları, grip, nezle, ishal gibi enfeksiyonlar çok şiddetli olmadıkça bebek üzerinden genellikle yan etkisi beklenmeyen ve kendiliğinden veya antibiyotik tedavisi ile iyileşen enfeksiyonlardır. Ancak bazı enfeksiyonlar vardır ki bunlar hamile olmayan bir hasta açısından fazla tehlikesi olmayan ancak hamilelik döneminde geçirildiğinde bebeği ciddi şekilde etkileyebilecek enfeksiyonlardır. Örneğin kızamıkçık, toxoplazma, CMV enfeksiyonları hamile olmayan bir hastada çoğunlukla hayati tehlike oluşturmadan atlatılır ancak hamilelik döneminde geçirilmesi bebek (fetus) açısından ciddi tehlikeler taşır, bebekte çeşitli doğumsal anomalilere neden olabilir. Hepatit B enfeksiyonu hem anne açısından hem de bebeğe geçme riski açısından iki taraflı risk oluşturan bir enfeksiyondur.

Enfeksiyon hastalıkları belirtileri: Enfeksiyon hastalıkları bazen yüksek ateş, halsizlik veya diğer çeşitli belirtilerle dikkat çekebilir. Ancak bazı enfeksiyon hastalıkları hiçbir belirti veya şikayet oluşturmadan  hamilelik öncesinde veya hamilelik sırasında yapılan tahlillerde tesadüfen saptanabilir.

Gebelikte Enfeksiyon hastalıklarından korunmak ve alınması gereken önlemler: İnsan hayatında çocukluk dönemi gibi enfeksiyonlara karşı riskli olunan ve bebeği de etkileme ihtimalinden dolayı dikkatle önlemler alınması gereken bir dönem gebelik dönemidir. Gebelik döneminde görülebilecek enfeksiyon hastalıklarından bazıları annenin yanı sıra bebeği de etkileme potansiyeline sahiptir.

Hamilelikte enfeksiyon hastalıklarına karşı korunmak için alınabilecek bazı basit tedbirler şöyle sıralanabilir:- Hijyen, - Sık sık el yıkamak, - Başka insanların dokunduğu yiyeceklere, içeceklere, eşyalara mümkün olduğunca az dokunmak, - Seksüel geçişli hastalıklara karşı gerekirse kondomla korunmak (Partnerinizde böyle bir risk varsa), - Enfeksiyon açısından riskli bölgelere seyahat etmemek: Özellikle yurt dışında iyi tanımadığınız ve bazı hastalıkların yaygın görüldüğü bölgelere dikkat etmelisiniz, - Ailede aşıları eksik olan veya enfeksiyon hastalıklarına yakalanan çocuk ve diğer bireylere karşı dikkatli olmak. Böyle bir durumda doktora danışarak gerekli izolasyonu sağlamak, - İyi pişmemiş et tüketmemek, - Gebeliğiniz kış aylarına denk geliyorsa grip aşısı olmak.

Tedavi: Sonuç olarak enfeksiyon hastalıkları gebelik döneminde çok sık rastlanılan hastalıklardır. Tedavileri de hastalık etkeninin türüne göre ve hastalığın ne zaman geçirildiğine göre, şiddetine göre, bebeğe zarar verme potansiyeline göre çeşitli kriterler göze alınarak planlanır. Tedavide bazı durumlarda antibiyotik, ağrı kesici, ateş düşürücü ve diğer ilaçlar kullanılabilir, buna fayda-zarar oranına göre karar verilir.

HAMİLELİKTE GRİP VE ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI: Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılı olup enfeksiyon durumunda bu bölgeleride etkiler. Teorik olarak soğuk algınlığı, grip, farenjit, sinüzit, larenjit gibi iltihapların hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu kapsamına girer. Gribal enfeksiyon veya rinofarenjit gibi isimler de aynı anlamda kullanılır. Ancak uygulamada sinüzit veya bazı spesifik iltihaplar bu kavramın dışında tutulur. ÜSYE'ye virüsler neden olur, bazen bakteriyel enfeksiyonlar eklenir. ÜSYE denilince genel olarak soğuk alğınlığı veya grip anlaşılır. Farenjit bu durumlara sıklıkla eşlik eder. Sonbahar ve kış aylarında bu mikropların doğada görülme sıklığı artmaktadır. Kapalı yerlerde (okul, kreş, kışla, işyeri vb.) uzun süre kalınması, buraların iyi havalandırılmamaları, soğuğun vücut direncini düşürmesi, sigara dumanı, yetersiz-dengesiz beslenme ve bazı çok iyi bilinmeyen mekanizmalarla bu aylarda ÜSYE görülme sıklığı artmaktadır. Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur. Grip ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karışır, birbirlerinden çok farklı iki durumdur. Nedenleri ve sonuçları farklılık gösterir. Her iki hastalık da virüslerle oluşur ve grip Influenza A,B,C adı verilen 3 tür virüsten oluşurken, soğuk algınlığı ikiyüzden fazla virüsten kaynaklanır. Soğuk algınlığı genelde burunu etkilerken grip tüm vücudu etkiler. Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virus havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağızından girerek enfeksiyona neden olur. Virüsu alan kişi bundan sonraki ilk 2 gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir. Yani belirtilerin ilk görüldüğü dönem bulaşıcılığın da en fazla olduğu dönemdir. Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir. Hasta olan bir kişi eli ile burnunu sildikten sonra örneğin bir başkası ile el sıkıştığında ve elini sıktığı kişi daha sonra gözünü kaşıdığında hastalığı alabilir.
Soğuk algınlığın belirtileri: Burun akıntısı, hapşırma, öksürük, hafif başağrısı, hafif ateş, gözlerde sulanma, kulak ağrısı Grip belirtileri: Kas ağrısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı, soluk almada güçlük, burun akıntısı, ateş, titreme, şiddetli olabilen baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk
GEBELİKTE GRİP VE GRİP AŞISI: Hamilelik tek başına üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanmak için bir risk oluşturmaz. Ancak hamile bir kadın enfeksiyona yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha artmaktadır. Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların üst solunum yolu enfeksiyonu nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar. Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme şansı fazladır.
Grip aşısı canlı virüs içermeyen hamilelikte ve emzirme döneminde kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Amerikan jinekolog ve Obstetrisyenler birliği (ACOG) 2000 yılı aralık ayında yayınladığı görüşünde salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçüncü trimesterinde olan kadınlara grip aşısı olmaları önerilmektedir.Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım, hipertansiyon gibi yüksek risk durumlarının varlığında gebelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilmektedir. Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması önerilmektedir. Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır. Grip mevsimi genelde kasım - nisan aylarını kapsar. Aşı için en ideal dönem ekim ayı ile kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır. Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır. Grip aşısının koruyuculuğu %70-90 arasında değişmektedir.
Grip aşısının olası yan etkileri şunlardır: Enjeksiyon alanında lokal hassasiyet ve şişlik, hafif ateş ve halsizlik, nadiren alerjik reaksiyon. Grip aşısı gribe neden olmaz. Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfüdir ve aşı ile bir ilgisi yoktur. Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontraendikedir ve yapılmamalıdır.
Tedavi ne yazik ki her iki hastalık için de etkili bir tedavi yoktur. Hiçbir ilaç ya da uygulama hastalığın süresini kısaltmaz. Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır.

Grip ya da soğuk algınlığı sırasında destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler şunlardır:
- Her iki hastalık da virüslerin neden olduğu hastalıklardır. Antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir bu nedenle antibiyotik kullanılmamalıdır.
- Salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla uzun kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir.
- En iyi ve en etkili destek tedavisi istirahattir. Eğer mümkünse yatak istirahati yapılmalıdır.
- Yatarken başınızı yukarıda tutmak (2 yada daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.
- Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir.
- Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.
- Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir. Gebe kadın günde en az 10 bardak sıvı almalıdır. Alınan sıvı su veya meyve suyu olmalıdır.
- Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir.
- Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu vb. kullanılabilir.
- Sinüs bölgelerinde (elmacık kemikleri ve gözler üstünde) ağrı varsa konjesyonu azaltmak için kompres uygulanmalıdır.
- Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.

HAMİLELİKTE NEZLE VE SOĞUK ALGINLIĞI:
Soğuk algınlığı (halk atasında boğazın üşütülmesi) üst solunum yollarını etkileyen virüslere bağlı hastalıklara verilen genel isimdir. Nezle ve soğuk algınlığı yaklaşık eş anlamlardadır, nezle de rinovirüslere bağlı bir üst solunum yolu viral hastalığıdır ve daha çok burunu etkiler. Nezle ve soğuk algınlığında burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde kzıarıklık, sulanma, hafif boğazda yanma, boğaz ağrısı ve hafif öksürük olabilir ancak şiddetli öksürük, balgam, halsizlik, yüksek ateş, başağrısı gibi kişiyi yatağa bağlayacak şikayetler görülmez, sıklıkla kişi ayakta atlatabilir. Sıkıkla şikayetler 1 hafta sürer.
Nezle ve grip arasında ne fark vardır?: Grip sıklıkla nezle ve soğun algınlığıyla benzer mana da kullanılmasına rağmen onlardan farklıdır. Gripde ateş yüksektir ancak nezle (soğun algınlığında) ateş bu kadar yükselmez. Grip de virüslere bağlı bir hastalıkdır ancak inflüensa virüsü denilen nezle virüsünden farklı bir virüs neden olur. Gripte şikayetler daha şiddetlidir ve burun-üst solunum yolları dışında vüdünun diğer bölgelerinde de şikayetlere neden olur. Ateş, öksürük, halsizlik, baş ağrısı olur. Grip toplumda salgınlara neden olabilir. Grip bu şekilde yatağa düşüren  daha şiddetli bir enfeksiyonken nezle ayakta atlatılan  burun akıntısı, hapşırık gibi şikayetler olan daha basit bir enfeksiyondur.
Hamilelikte nezle ve soğuk algınlığının tedavisi: Nezle, soğuk algınlığı, grip gibi virüs enfeksiyonlarında spesifik bir ilaç tedavisi yoktur. Antibiyotikler virüslere etki etmezler, bakterilere etki ederler bu nedenle bu hastalıklarda kullanılmazlar. Gereksiz antibiyotik kullanılması fayda sağlamayacağı gibi başka yan etkilerle durumu daha da güçleştirebilir. Bu nedenle bu hastalıklarda  istirahat, bol sıvı alma, vitamin takviyesi ve ağrı kesici - ateş düşürücü ilaçlarla tedavi yapılır. Gebelikte ağrısı kesici ve ateş düşürücü dahil hiçbir ilacın doktora danışılmadan kullanılmaması gerekir. Bunlara gebeliği etkilemeyen burun tıkanıklığını giderici ilaçlar, spreyler, öksürük ilaçları da eklenebilir. Antibiyotikler ancak sinüzüt, zatüre gibi bakteriyel bir enfeksiyonun eşlik ettiği durumlarda tedaviye eklenir.
Gebelikte nezle ve soğuk algınlığından korunmak için: Bu tür viral enfeksiyonlar insanlar arasında damlacık yoluyla bulaşırlar. Yani başka hasta insanların ağız ve burnundan havaya karışan virüsler solunum veya ellerle direk temas ile bulaşırlar. Bu nedenle gebe insanların kapalı ve kalabalık ortamlardan özellikle soğuk kış aylarında uzak durması gerekir. Eller sık sık yıkanmalıdır. Düzenli uyku, stresten uzak yaşam ve vitaminden zengin meyve sebzeler ile beslenmek vücut bağışılık direncini arttıracağı için bu tür hastalıklardan korunmanızı sağlar. Gripten korunmak için gebelikte aşı yapılabilir ancak nezle ve soğuk algınlığı için bir aşı yoktur.
Gebelik veya bebek açısından bir risk oluşturur mu?: Nezle ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlar çok nadiren zatürre (pnömoni) gibi ciddi komplikasyonlar eklenmedikçe hamilelikte bebek açısından bir risk oluşturmazlar. İstirahat ve yukarıda anlatılan diğer tedavi yöntemleriyle en fazla 1-2 haftada kolayca atlatılırlar. Hapşırmak ve öksürmek bebeğe zarar vermez.
HEPATİT A: Hepatit A enfeksiyonu genellikle iyi yıkanmamış yiyecek ve içeceklerden bulaşır. Tam olarak kendiliğinden iyileşen bir sarılık türüdür, kalıcı hastalık yapmaz. Taşıyıcılık yaratmaz. Gebelik sırasında geçirilen enfeksiyon bebekte bir anomali ya da sakatlık yaratmaz, teratojen değildir. Gebelikte hepatit A virüsünün plasenta aracılığı ile fetusa geçişi yok denilebilecek kadar azdır.
HEPATİT B: Hepatit B cinsel yollla ve kan ürünleri ile bulaşabilen bir virüs enfeksiyonudur. Bu yollar dışında en önemli bulaş nedenlerinden birisi de doğumdur. Doğum sırasında veya emzirme ile anneden bebeğe geçebilmektedir. Doğumdan önce gebelik sırasında anneden bebeğe geçiş nadirdir bu yüzden herhangi bir anomali ya da sakatlık yaratmaz. Hastalık bir şekilde kişiye bulaştıktan sonra 2-6 ay arasında değişen bir kuluçka döneminden sonra grip benzeri hafif belirtilere neden olur ve bu başlangıç enfeksiyonundan sonra bazılarında kalıcı olarak yerleşir ve buna "taşıyıcılık" denir. Herkeste bu taşıyıcılık oluşmaz, enfeksiyon tamamen iyileşir ve bağışıklık gelişir.  Gebelikte kişinin Hepatit B geçirmesi ya da daha önceden Hepatit B geçirmiş bir taşıyıcının gebe kalması gebelik sırasında düşük, ölü doğum ya da anomali, sakatlık oluşturmaz. Fakat doğum sırasında bebeğe geçme ve bebekte doğumdan sonra hastalık oluşturma riski vardır. Virüs anne sütüne ve oradan da bebeğe emzirme ile geçebilir bu yüzden annelerin emzirmemeleri gerekir.
Gebelikte yapılan Hepatit B testlerinde HBsAg(+) ve AntiHBs (-) ise bu anne adayının taşıyıcı olduğunu gösterir. HBeAg pozitif olması bebeğe geçiş riskinin yüksek olduğu anlamına gelir.
Taşıyıcı annelerden doğan bebeklere doğundan sonra ilk 12 saat içerisinde 0.5 ml Hepatit B immunglobulin ile birlikte ilk doz Hepatit B aşısı yapılmalıdır. Aşının ikinci dozu bebek 1 aylıkken yapılmalı ve bebek 6 aylıkken son doz aşı yapılmalıdır. Ancak unutulmamalıdırki bu tedavi bebekleri %90-95 oranında korur. Bu nedenle tedaviye rağmen bebekler enfeksiyonun geçişi açısından sıkı takip edilmelidir. Annesi Hepatit B geçirmemiş her yenidoğan bebeğe de rutin aşı takviminde aynı şekilde Hepatit B aşısı 3 doz olarak yapılır.
Hepatit B aşısı inaktive (ölü) bir aşıdır. Gebelik sırasında anneye uygulanmasında sakınca yoktur.
Hepatit B Testleri İle İlgili Detaylı Bilgiler: Hepatit B surface (yüzey) antijeni (HBsAg): Bu testin pozitif olduğu kişi etrafındaki kişiler hepatit B yi bulaştırabilir. Bu antijen bir kişinin kanında 6 aydan uzun süre pozitif olarak kalırsa bu durum kronik hepatit B enfeksiyonudur.
Hepatit B e antijeni (HBeAg): Bu antijenin pozitif olması kişinin hepatit B enfeksiyonu ile şiddetli derecede enfekte olduğunu gösterir. HbeAg pozitif gebelerde virüsün fetusa geçiş riski artar.
Hepatit B core antijeni IgM tipi Antikor (Anti-HBc IgM): Hepatit B ile enfekte olunduğunu veya son 6 ay içinde geçirilmiş hepatit B enfeksiyonunu gösterir. HbsAg negatif iken bu antikorun varlığı akut veya yakın zamanda geçirilmiş hepatit B enfeksiyonunu gösterir
Hepatit B surface (yüzey) antikoru (Anti-HBs): Bu antikor hepatit B nin başlangıcı ve iyileşmesi arasındaki dönemde ortaya çıkar. Ayrıca hepatit B aşısı yaptıran kişilerde bu antikor pozitiftir ve koruyucululuğu gösterir.
Hepatit B DNA (HBV DNA): En duyarlı test olan Hepatit B virüsünün DNA'sının (genetik maddesinin) tespitidir. Aktif enfeksiyon göstergesidir.
Hepatit B aşısı aşağıdaki iki test negatif olduğunda yapılmalıdır:· HbsAg, · Anti-HBs
Kısaca hatırlatma yapmak gerekirse, HbsAg'nin POZİTİF olması yeni veya eskiden geçirilmiş bir hastalığın olduğunu, Anti-Hbs POZİTİF olması hastalığa karşı bağışıklığı gösterir. Eğer kişi aşı yaptırmış veya hastalıkla karşılaşmış ise Anti-Hbs POZİTİF'tir. Ayrıca Hepatit B virüsü ile yeni bir enfeksiyon şüphesi var ise bu testler hemen sonuç vermeyebilir. Bu sebeple yeni enfeksiyon şüphesinde, HBV DNA bakılması en duyarlı testtir. İlaveten HbsAg ve Anti-Hbc IgM bakılması gerekir.
HEPATİT C: Hepatit C bebeğe geçiş ve gebeliği etkileme yönünden Hepatit B'ye benzer. Aşısı yoktur.
HEPATİT E: Transplasental olarak fetusa geçebilir. Gebelik hepatit E'nin normalden daha şiddetli seyretmesine neden olabilmektedir.
HAMİLELİKTE KIZAMIKÇIK (RUBELLA) ENFEKSİYONU GEÇİRMEK: Kızamıkçık (Rubella, German measles) ateş ve döküntüler ile seyreden bir virüs enfeksiyonudur. Rubella virüsü togavirüs ailesinden bir RNA virüsüdür. Yüzden başlayıp vücuda yayılan tipik döküntü, hafif ateş, lenf bezlerinde şişme, iştahsızlık, baş ağrısı ve eklem ağrısı gibi belirtileri vardır. Bu şikayetlerin hepsi her zaman olmaz, örneğin % 5 oranında döküntüler görülmeden geçirilir. Kızamıkçık hasta kişinin öksürük ve hapşırması ile havaya yayılan virüsler ile bulaşır. Hasta olan kişi döküntü orataya çıkmadan 1 hafta öncesi ile döküntüyü takip eden 4 günlük süre içinde bulaştırıcılığa sahiptir. Kızamıkçığın kuluçka süresi 14-21 gün arasında değişir. Enfeksiyonu geçiren kişiler ya da aşı olan kişiler hayat boyu sürecek bağışıklık kazanırlar ve bir daha bu hastalığı geçirmezler. Kanda yapılan Rubella IgG tahlili pozitif ise kişi hastalığa karşı bağışıklık kazanmıştır. Bağışıklık kazanmamış ve aşı olmamış çok az sayıda erişkin hastalığı geçirebilmektedir.
Gebelik düşünen herkese gebelikten önceki kontrolde kızamıkçık yani rubella IgG testi yapılarak bağışık olup olmadığı öğrenilmelidir. Bağışıklık kazanmamış kişilere mutlaka kızamıkçık aşısı yapılmalıdır. Aşıdan sonra 1 ay gebe kalınmaması önerilir fakat bu süre içerisinde gebe kalanlarda bir problem oluştuğu görülmemiştir. Bu yüzden erken gebelik döneminde gebe olduğunu bilmeden kızamıkçık aşısı yapılan kişilerde gebeliğin sonlandırılması önerilmez.
Kızamıkçık aşısı canlı aşıdır, gebelik sırasında yapılamaz. Emzirme döneminde aşı yapılabilir. Virüsun fetusa geçişi gebeliğin ilk 12 haftasında geçirilen enfeksiyonda %90 oranında olurken, 13-16 haftalar arasında %50'dir, 16. haftadan sonra fetusa geçiş azalır %35'lere iner ancak gebeliğin son 2 ayında tekrar artar hatta 36. haftadan sonra oran %90'lara çıkar.
Kızamıkcığın gebeliğe etkileri nelerdir?: Gebelikte geçirilen enfeksiyon bebekte çeşitli sakatlıklara (anomalilere) hatta ölüme ya da düşüğe sebep olabilir. Gebeliğin ilk 12 haftasında geçirilen enfeksiyon en az %50 gibi yüksek bir oranda bebeği etkiler. Bunların bir kısmı düşükle sonuçlanırken bir kısmında anomalilere sebep olur. Bu yüzden özellikle ilk 12 haftada geçirilen enfeksiyonlarda gebeliğin sonlandırılması gerekir. Gebeliğin sonlandırılmasını istemeyenlerde immun globulin verilebilir, immunglobulin annedeki enfeksiyonu hafifletebilir fakat bebeği koruyucu etkisi yoktur. 13-16 haftalar arasında geçirilen enfeksiyonların %50' sinde bebekte işitme problemine rastlanır. 17. gebelik haftası ve sonrasında görülen enfeksiyonun ise fetusa zarar verme riski daha düşüktür.
En sık karşılaşılan anomaliler göz problemleriişitme kaybıkalp ve zeka problemleri, menenjitkaraciğer ve dalak büyümesiöğrenme güçlüğüanemibeslenme güçlüğüdüşük doğum ağırlığıdır. Bebekte oluşan problemlere "konjenital rubella sendromu" denir. Konjenital rubella sendromunun klasik triadı katarakt, sağırlık ve kalp anomalileridir.
Konjenital Rubella Sendromunda bulgular: - Sensorinöral sağırlık (Ek sık), - Katarakt, retinopati, konjenital katarakt, - Mikrosefali, - Ventrikülomegali, - İntrakranial kalsifikasyon, - Meningoensefalit, - Kardiyak malformasyonlar,   (En sık PDA, En patognomonik bulgu: Supravalvüler pulmoner stenoz), - Mental retardasyon, - Pnömoni, - IUGR, - Hepatosplenomegali, - Sarılık, - Hemolitik anemi, - Trombositopeni görülmektedir.
Kızamıkçık enfeksiyonu geçirilen gebeliklerin %4-9'unda düşük, %2-3'ünde ölü doğum görülür.
Annede enfeksiyonun tanısı: Şüpheli gebeliklerde tanı Rubella IgM'in pozitif saptanması veya şikayetlerin başlaması ile 15 gün sonrasında bakılan IgG titresinde 4 kattan fazla artış olması veya gebelik başlangıcında bağışık olmadığı bilinen kişide gebelik sırasında antikorların pozitif saptanması ile konur.
Fetusta enfeksiyonun tanısı: Fetusta enfeksiyon tanısı fetus kanındaki IgM antikorlarının ya da amnion sıvısında ya da koryon villusunda virüsün gösterilmesi ile konabilir. Bu testler fetusa enfeksiyonun geçtiğini gösterse bile fetusta oluşacak hasarların derecesi hakkında fikir veremez. Ayrıca bu testlerin negatif çıkması da her zaman enfeksiyonun olmadığını garanti edemez.
Gebeliğin sonlandırılması: Gebeliğin ilk 12 haftasında fetusun yüksek oranda etkilenme riskinden dolayı gebeliğin sonlandırılması önerilir. 13-16 hafta arası dönemde fetusa enfeksiyonun geçtiğini gösteren tanı yöntemlerinden faydalanarak ona göre karar verilebilir. 16. gebelik haftasından sonra fetusun etkilenme riski düşüktür fakat aile riski göze almak istemezse gebelik sonlandırılabilir.
HAMİLELİKTE TOXOPLAZMA ENFEKSİYONU GEÇİRMEK: Toksoplazma; toksoplazma gondii ismi verilen parazitin yaptığı bir enfeksiyondur. Bulaşması pişirilmemiş çiğ etlerin yenmesiyle ve kedi dışkısının ve kedi dışkısıyla temas etmiş herhangi bir eşyanın ellenmesiyle ağız yoluyla olur. Köpeklerle bu hastalığın direkt bir ilgisi yoktur. Gebe kişiler bu yollarla enfeksiyonu alırsa enfeksiyon plasenta yoluyla bebeğe de geçebilir. Kediler bu parazitin ana konağı ve taşıyıcısıdır. Kedi barsağında parazitin sporozoit denen formları bölünerek çoğalır ve ookist halinde dışkı ile dışarıya atılırlar. Bu ookistler dış ortama oldukça dayanıklıdır. Dış ortamdaki herşeye bulaşabilir ve oradan da ağız yoluyla insana geçebilirler. Bulaşma az pişmiş ya da pişmemiş çiğ etlerdeki parazite ait doku kistlerinin ya da yıkanmamış meyve ve sebzelerin üzerindeki ookistlerin ağız yoluyla alınmasıyla olur. Toprakta ya da kedi pisliğinde bulunan ookistlerin de ellere bulaşmasıyla ağız yoluyla parazit alınabilir.
Bu enfeksiyon 5-18 gün süren kuluçka döneminin ardından normal sağlıklı çocuk ya da yetişkinlerde bir sorun yaratmadan çoğunlukla farkedilmeden geçirilir ve tedavi gerektirmez. AIDS gibi bağışıklık sistemini bozan bir hastalığı olan kişilerde ve gebelik sırasında bebek açısından sorun yaratabilir. Aslında insanların neredeyse yarıya yakını yaşamlarının herhangi bir döneminde toxoplazma ile enfekte olurlar ama çoğu kişi de herhangi bir belirti vermez. Genellikle grip benzeri ateş, yorgunluk, halsizlik, kas ve eklem ağrıları gibi hafif belirtilerle kendiliğinden iyileşir.
Ortalama olarak her 1000 gebelikten 1-2'sinde gebelik sırasında akut toksoplazma enfeksiyonu geçirilir. Gebelikte geçirilen enfeksiyonlar da aynen diğer insanlarda olduğu gibi çoğu zaman farkedilemez ve annede şikayetlere sebep olmaz.
Bebeğe ne gibi zararlar verebilir?: Enfeksiyon ilk 3 ayda bebeğe %15 gibi düşük oranda geçebilir. İkinci trimesterde bebeğe geçiş oranı %30, üçüncü trimesterde geçiş oranı %60'tır. Fakat ilk trimesterde bebeğe geçen enfeksiyon daha ciddi sorunlar yaratır. İleri aylarda geçen enfeksiyon daha az sorunlara sebep olur. Gebelik oluşmadan önce geçirilen enfeksiyon gebelik açısından risk yaratmaz. Bebeğe geçen enfeksiyon düşük, rahim içerisinde ölümbeyin hasarıhidrosefali (beyinde su toplanması), serebral kalsifikasyongörme problemleri (koryoretinit), zeka geriliği, işitme problemlerigelişme geriliği, karaciğer ve dalakta büyüme, pnömonimyokarditdöküntü gibi problemler yaratabilir.
Hastalığın klasik üçlü hasarı yani triadı 1. hidrosefali (beyinde su toplanması), 2. intrakranial (beyinde) kalsifikasyonlar ve 3. koryoretinit (göz hasarı)'dır. Bazı bebeklerde gebelik sırasında ya da doğumdan hemen sonra yapılan testlerde enfeksiyonun bebeğe geçtiği ispatlandığı halde herhangi bir hasar ya da anomali gözlenmemiştir. Bazı bebeklerde ise doğumda bir anormallik izlenmemesine rağmen uzun dönem takiplerinde yıllar sonra görme ve işitme problemleri, nörolojik hasarlar izlenmiştir.
Annede enfeksiyonun tanısı: Annede parazitin kendisinin ya da parazite karşı oluşmuş antikorların tespiti için bazı yöntemler vardır. Bunlar fare inokülasyon testi, hücre kültürü, parazit antijenlerinin belirlenmesi, PCR ile parazit DNA'sının belirlenmesi gibi testlerdir. Annede parazite karşı oluşmuş antikorların tespiti için Sabin-Fendman testi, İFAT, İHA, EIA, ISAGA, ELISA gibi çeşitli testler mevcuttur. Bu yöntemler ile tespit edilen antikorlardan IgM enfeksiyonun yeni geçirildiğini gösterir. IgG antikoru ise eskiden geçirilen ve bağışıklık kazanılmış enfeksiyonu gösterir. Fakat bu antikorlar her zaman çok net bilgi vermeyebilir. IgM antikoru bazen enfeksiyondan sonra 1-2 yıl boyunca pozitif kalabilmektedir. Bu durumda Toksoplazma IgG avidite testi ile enfeksiyonun ne kadar zaman önce geçirildiği hakkında bilgi edinilmeye çalışılır. Avidite testinin yüksek olması enfeksiyonun en az 3 ay önce geçirildiğini gösterir. Avidite testinin düşük olması enfeksiyonun son 3 ay içerisinde geçirildiğini gösterir. IgM pozitif, IgG negatif ise bu büyük ihtimalle yeni geçirilmiş bir enfeksiyondur. Hem IgM hem IgG pozitif olan durumlarda test 3 hafta sonra tekrarlanarak antikor titresinde 4 katlık artış olduğu izlenirse bu da yeni enfeksiyon olduğunu ifade eder. Hem IgM hem IgG antikoru negatif olan kişiler hiç enfekte olmamışlardır ve parazitle karşılaşırlarsa enfekte olma riskleri vardır o yüzden bu gebeler kedi dışkısı, çiğ ve iyi pişmemiş etlerden uzak durmalılar.
Fetusta enfeksiyonun tanısı: Enfeksiyonun fetusa geçip geçmediğinin tespiti bazı testlerle mümkün olabilmektedir. Bunlar fetusun kanında parazitin ya da IgM antikorunun tespiti ya da amnion sıvısında parazitin PCR ile tespiti gibi yöntemlerdir. Ayrıca enfekte olmuş fetuslarda yukarda anlatılan anomalilerden bazıları ultrason ile de gözlenebilmektedir.
Gebelikte enfeksiyon geçirildiğinde ne yapılmalı?:  Gebelikte geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun bebeğe kesin zarar vereceği söylenemez, risk yukarıda anlatıldığı gibidir. Bu söz konusu risk aileye anlatılır, konuşulur ve aile gebeliğin sonlandırılmasını ister ise gebelik sonlandırılır. Aile gebeliğin sonlandırılmasını istemez ise antibiyotik tedavisine hemen başlanmalı ve doğumdan sonra bebeğe de antibiyotik verilmeye devam edilmelidir. Antibiyotik tedavisi bebeğin etkilenmesini önleyemez fakat bebekte oluşacak etkilerin şiddetini azaltır. Bu hastalık için spiramisin, primetamin ve sulfadiazin antibiyotikleri kullanılır.
Korunmak için yapılması gerekenler: Gebelikte evde kedi besleyenlerin bazı hususlara dikkat etmesi gerekir: Kedinin dışkısı ile gebeler temas etmemelidir. Kedinin dışkısını ve kumunu evde gebe olmayan kişiler temizlemeli. Kediye dokunduktan sonra ellerinizi sabunla yıkamalısınız. Köpeklerle bu hastalığın direkt bir ilgisi yoktur ancak kediyle veya kedi dışkısıyla temas etmiş bir köpekten de enfeksiyon alınabilir. Çiğ et ya da az pişmiş et, salam, sucuk gibi yiyecekleri yememelisiniz.Çiğ etle çıplak elle temas sonrası ellerinizi iyice yıkamalısınız. Çiğ eti kestiğiniz bıçakları iyice yıkamalısınız. Meyve ve sebzeleri bol su ile yıkayarak yemelisiniz ve bunları elledikten sonra da ellerinizi yıkamalısınız.
Kediler dışarı çıkarılmamalı ve konserve besinlerle beslenmeli. Bahçe ve toprak ile çıplak elle temas edilmemeli, temas edilse bile eller iyice yıkanmalıdır. Eller ağıza ve göze sürülmemelidir. Ookist taşıyabilecek sinek ya da böceklerden korunmak amacıyla pencere filtreleri kulllanın.
Toksoplazma enfeksiyonunda bulgular: - Koryoretinit, üveit, - Periventriküler kalsifikasyon, - Ventrikülomegali, - Mikrosefali, - Hepatosplenomegali, ultrasonda karaciğerde kalsifikasyonlar, - Hiperekojen barsak, - Asit, - Sarılık, - Anemi, - Mental retardasyon, - Yaygın purpirik raş, - IUGR
HAMİLELİKTE CMV (SİTOMEGALOVİRÜS) ENFEKSİYONU GEÇİRMEK:
Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus, CMV) herpes virüs ailesinden bir DNA virüsüdür. En sık görülen perinatal enfeksiyondur. Çok sık karşılaşılan bir enfeksiyondur, insanların yarısından fazlası bu enfeksiyonu geçirir. İdrar, tükrük, gözyaşı, semen, süt gibi her tür vücut sıvısından temasla ve cinsel ilişki ve kan nakli ile de bulaşabilir. Gebelik sırasında bebeğe geçebilir. Emzirme ile de bebeğe geçebilir. 
CMV enfeksiyonu ilk kez geçirildiğinde buna primer enfeksiyon denir. Bu ilk enfeksiyondan sonra virüs vücutta kalır ve latent hale yani sessiz hale gelir, ileride tekrar tekrar aktifleşebilir. Bu tekrarlayan enfeksiyonlara da rekürren enfeksiyon denir. Gebelikte de hem ilk (primer) hem de tekrarlayan (rekürren) enfeksiyon şeklinde geçirilebilir. Enfeksiyon çoğu zaman belirtisiz ya da hafif belirtilerle, ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, eklem ağrıları, lenf bezlerinde şişme ile geçirilir.
Gebelikte ilk kez geçirilen (primer) CMV enfeksiyonu:
Gebelikten önce hiç CMV enfeksiyonu geçirmemiş anneler %1-4 oranında gebelik sırasında ilk defa bu enfeksiyona yakalanacaklardır. Hamilelikte ilk kez CMV enfeksiyonu geçiren annelerden %20-40 oranında enfeksiyon bebeğe geçer ve bu enfeksiyon geçen bebeklerin onda biri etkilenir. Etkilenen bebeklerde göz, karaciğer, dalak, beyin başlıca etkilenen organları oluşturur. Bebekte Sitomegalik inklüzyon hastalığı (konjenital sitomegalovirüs enfeksiyonu) denen durum oluşur. Mikrosefali (kafanın normalden küçük olması), beyinde kalsifikasyonlar, karaciğer ve dalakta büyüme, görme ve işitme problemleri, zeka geriliği, gelişme geriliği, sarılık, peteşi ve ölüm görülebilir. Bebeklerin az bir kısmı ise doğumdan sonra normal olmasına rağmen uzun dönemde zeka geriliği, işitme problemleri gibi sorunlar ortaya çıkar. Düşük ve İntrauterin ex yaptığına dair kanıt bulunmamaktadır.
Gebelikte tekrarlayan (rekürren) CMV enfeksiyonu: Primer enfeksiyona göre daha sık görülse de bebeği etkileme riski daha düşüktür. Gebelikte geçirilen sekonder enfeksiyon bebeğe %1-2 oranında geçer. Enfeksiyonun bebeği etkileme riski perimer enfeksiyona göre daha az olmakla beraber etkiler kısa ya da uzun dönemde ortaya çıkabilmektedir. Hamile kalmadan önce yapılan testlerle kişinin daha önceden CMV enfeksiyonu geçirdiği saptanmışsa ve hamilelik sırasında tekrar CMV enfeksiyonu geçirdiği saptanırsa bu enfeksiyonun tekrarlayan enfeksiyon olduğu ve bebeği etkileme riskinin düşük olduğu anlaşılır. Gebeliğin erken dönemlerinde geçirilen enfeksiyonun bebeği etkileme riski geç dönemde geçirilen enfeksiyona göre daha yüksektir. Hem primer hem rekürren enfeksiyonda bebek başlangıçta etkilenmemiş görünse de %5-10 oranında uzun dönemde etkiler ortaya çıkabilir. Enfeksiyonun gebeliğin hangi döneminde geçirilmesi bebeğe geçiş oranını ve bebeğin etkilenme riskini nasıl etkiler henüz net olarak bilinmemektedir.
Gebelikte geçirilen CMV enfeksyonunun tanısı: Anne kanında bakılan CMV IgM antikoru pozitif ise hastalık yeni geçiriliyor demektir. CMV IgG antikoru pozitif ise eskiden geçirilmiş demektir. CMV IgM antikoru primer enfeksiyonların %75'inde pozitiftir, rekürren enfeksiyonların %10'unda pozitiftir. O yüzden IgG titresindeki 4 katlık artış yeni geçirilen enfeksiyon tanısını koymakta daha kullanışlıdır. IgM enfeksiyondan sonra çok değişik sürelerde tekrar kaybolur. Enfeksiyon sırasında virüs çeşitli vücut sıvılarında atıldığı için annenin idrarından virüs izole edilebilir fakat bu yöntem de çok hassas ve kulanışlı değildir. Fetusta enfeksiyonun tanısı ise fetus kanından, amnion sıvısından, koryon villusundan virüs kültürü ya da PCR ile DNA izolasyonu ile yapılabilir. Ya da fetus kanından IgM antikoru bakılabilir. Bu yöntemlerin de sensitivite ve spesifiteleri kesin olarak bilinmemektedir ve fetusta enfeksiyonun gösterilmesi fetustaki hastalığın şiddeti hakkında bilgi vermemektedir. Bu yöntemlerle enfeksiyon tanısı konulan fetusların ancak dörtte birinde doğumdan sonra problem gelişir, dörtte üçünde problem oluşmaz. Bu tanı yöntemlerinin dışında detaylı ultrasonografi ile de bebekteki anomalilerin araştırılması faydalı olacaktır.
Gebelik sırasında enfeksiyon geçirilirse ne yapılmalı?: Gebelikte geçirilen primer (ilk) enfeksiyonun tekrarlayan (rekürren) enfeksiyona göre bebeği etkileme riski daha fazla olsa da sonuçta her ikisinde de bebeğin etkilenme riski düşüktür fakat etkilenen bebeklerde ciddi sorunlar söz konusu olabilir. Ayrıca hem primer hem de rekürren enfeksiyonun gerek klinik gerekse labaratuar tanısını koymak zordur. Enfeksiyon çoğunlukla hafif belirtilerle geçirildiği için şikayet ve bulgulara bakarak tanımak zordur. Gebelik sırasında geçirilen enfeksiyon durumunda aile ve doktor yukarıda söz edilen riskleri tartışarak birlikte gebeliğin devam edip etmemesi konusunda karar vermelidirler. CMV ile ilgili herhangi bir aşı ya da tedavi yoktur. CMV ile daha önce karşılaşmadığı saptanan kişilerin hijyen gibi temizlik kurallarına dikkat ederek bu enfeksiyona maruz kalma şanslarını azaltmaya özen göstermeleri gerekir.
CMV enfeksiyonundan korunmak için genel öneriler: - Küçük çocuklarla temastan sonra eller sabunla yıkanmalı, idrar ve tükrük dahil çocuk sekresyonlarından uzak durulmalıdır, - Kreş, sınıf gibi yerlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır, - Çocuğu kreşe gidiyorsa hijyenik kurallara sıkı uyulmalı, çocuğun sekresyonları ile temas sonrası su ve sabunla temizlik yapılmalı (örneğin bez değiştirme sonrası), - Çocukları dudak ya da yanaktan öpmekten kaçınılmalıdır, - Çocukların yiyecek ve içecekleri paylaşılmamalı, kullandıkları çatal, kaşık gibi eşyaları yıkanmadan kullanılmamalı, - Kan transfüzyonu CMV (-) kan ile yapılmalıdır, - Prezervatif kullanılmalıdır.
CMV enfeksiyonunda bulgular: - Mikrosefali, - İntraserebral kalsifikasyon, - Ventrikülomegali, - Koryoretinit, - İşitme problemleri, - IUGR (CMV en sık IUGR yapan enfeksiyondur ), - Oligohidramnios, - Hidrops fetalis, - Hiperekojenik barsak, - Kalp bloğu, - Asit, - Plevral Efüzyon, - Renal displazi, - Hepatosplenomegali, - Psikomotor gelişme geriliği, - Mental retardasyon.
HAMİLELİKTE SU ÇİÇEĞİ (VARİSELLA) VE ZONA (HERPES ZOSTER) GEÇİRMEK:
İnsanların çoğu bu enfeksiyonu çocuk yaşlarda geçirirdiği için erişkin yaşta bağışıklık kazanmış haldedirler. Su çiçeği (varicella, chickenpox) enfeksiyonunu meydana getiren "vericella zoster virüsü" enfeksiyondan sonra vücutta latent yani sessiz halde kalır ve ileride tekrar aktifleşerek zona (herpes zoster, shingles) denilen hastalığı meydana getirir. Varicelle virüsü çift sarmal DNA virüsüdür. Su çiçeğinin bulaşması enfekte kişilere temas yoluyla veya damlacık yoluyla olur. Su çiçeği en bulaşıcı enfeksiyonlardan birisidir. Su çiçeği geçiren birisiyle aynı ortamda bulunan bağışık olmayan kişilere %90 oranında geçer. Hastalar döküntülerden bir gün öncesinden 6-7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır. Herpes zoster (zona) geçiren kişilerle temas da bulaşıcıdır ve su çiçeğine sebep olabilir. Su çiçeğinin kuluçka yani inkübasyon süresi 14 (10-20) gündür. Tipik döküntülerden bir gün önce, hafif ateş, halsizlik, iştahsızlık gibi bulgular olabilir. Döküntüler, önce pembe makül şeklinde başlar, birkaç saatte kırmızı papül, hemen sonrada çevresi eritemli veziküller ortaya çıkar. Vezikül duvarı incedir ve yumuşaktır, kolayca yırtılır. İçindeki berrak sıvı 12-24 satte bulanıklaşır, püstül halini alır ve sonrada kabuklanarak kahverengi pullar halinde dökülür. İz bırakmaz. İlk çıkan vezikül kaybolurken, 3-4 günde yenileri çıkar. Böylece aynı anda su çiçeğinin tüm lezyonları görülebilir. Zona genellikle vücutta tek taraflı, bir ya da birbirine komşu birden fazla dermatomda (sinir dağılım bölgesinde) ağrılı veziküler lezyonlar ve ağrı ile karekterizedir.
Su çiçeği ve Zona'nın Tanısı: Annede IgM antikorlarının pozitif olması veya IgG titresindeki 4 kat artış yeni enfeksiyonun geçirildiğini gösterir. Sadece IgG pozitif ise enfeksiyon eskiden geçirilmiştir çünkü IgM enfeksiyondan birkaç ay sonra kaybolur. Hem IgM hem IgG negatif olan kişiler bu virüsle hiç karşılaşmamış ve hastalanmamış kişilerdir ve bağışıklık kazanmadıkları için enfeksiyona duyarlılardır o yüzden gebelikten önce mutlaka aşılanmaları gerekir. Hastalığın tanısı için genellikle ihtiyaç duyulmasa da veziküllerdeki sıvıdan virüs kültürü yapılabilmektedir. Fetusta hastalığın tanısı ile ilgili fazla bilgi günümüzde yoktur.
Gebelikte bebeğe olan etkileri: Gebelik sırasında su çiçeği geçirildiğinde gebeliğin sonlandırılması gerekir mi sorusunun tamamen net bir cavabı yoktur. Enfeksiyon bulaşan anne adayına immunglobulin yapılması hastalığı daha hafif geçirmesini sağlayabilir fakat bebeğe geçişi engellemez. Enfeksiyon bebeğe %1-2 gibi düşük oranlarda geçer. Bebeklerin çoğunluğu bu enfeksiyondan etkilenmez fakat özellikle de 20. gebelik haftasından önce enfeksiyonu geçirenlerin bebeklerinde bazen ciddi beyin ve sinir sistemi anomalileri, göz ve deride anomaliler, kollarda bacaklarda kısalık, kaslarda zayıflık gibi anomaliler oluşabilmektedir (Konjenital verisella enfeksiyonu). Bu yüzden gebeliğin dikkatli takibi ve detaylı ultrason incelemeleri gerekir. Gebeliğin sonlandırılması veya sonlandırılmaması kararını anne, baba ve doktor birlikte vermelidir.
Gebelikte geçirilen zona enfeksiyonu bebek açısından bir risk yaratmaz. Bebek açısından yüksek risk taşıyan enfeksiyon doğumdan 5 gün öncesi ile doğumdan 2 gün sonrası arasında kalan süre içerisinde geçirilen enfeksiyondur. Bu durumda bebekte doğumdan sonra su çiçeği enfeksiyonu yüksek oranda (%20-60) gelişir ve bu bebeklerin üçte birinde ölüm görülür. O yüzden annenin doğuma yakın günlerde enfeksiyon geçirmesi durumunda mümkünse doğumun 5 günden fazla olacak şekilde geciktirilmesi faydalı olur. Doğuma yakın bu günlerde geçirilen enfeksiyon varlığında immünglobulin yapılması önerilir.
Konjenital varicella sendromu: - Koryoretinit, - Mikroftalmi, - IUGR, - Cilt ve kemik defektleri, - Serebral kortikal atrofi
Su çiçeği aşısı: Su çiçeği aşısı zayıflatılmış canlı aşı olduğu için gebelik sırasında yapılamaz. Su çiçeği aşısı yapılan kişilerin aşıdan sonra 1 ay süreyle gebe kalmamaları, korunmaları önerilir. Fakat bu süre içerisinde gebe kalan annelerde ve bebeklerde bir anormalliğe rastlanılmamıştır.
HAMİLELİKTE KIZAMIK ENFEKSİYONU GEÇİRMEK:
Kızamık (Rubeola, Measles) çocukken geçirildiğinde ömür boyu bağışıklık kazanılır ve çucuklara rutin olarak aşı yapılır o yüzden erişkinlerde ve gebelerde çok nadiren rastlanır. 
Kızamık virüsü gebelikte bebekte bir anomaliye sebep olmaz fakat düşük ve erken doğum riski artmıştır. Gebelik öncesi bağışıklığı olmayan kadınlar aşılanmalı ve aşıdan sonra 3 ay içinde gebe kalmamalıdırlar. Gebelik sırasında kızamık aşısı yapılamaz çünkü canlı aşıdır. Bağışıklığı olmayanların gebelikte kızamık geçiren kişi ile teması olması halinde gebeye immunglobulin yapılmalıdır. Özellikle doğuma yakın zamanda anne kızamık geçirirse bebekte doğumdan sonra ciddi enfeksiyon gelişme riski vardır.
Annenin kızamık geçirmesi emzirmesine engel değildir.
HAMİLELİKTE KABAKULAK ENFEKSİYONU GEÇİRMEK:
Kabakulak genellikle çocukluk çağında geçirilen bir enfeksiyon olmakla beraber nadiren yetişkin bireylerde ve gebelik sırasında görülebilmektedir. Bir çok gebe kadın çocukken kabakulak aşısı olduğu için yada hastalığı geçirdiği için bu hastalığa zaten bağışıklık kazanmıştır. Birkez kabakulak geçirildiğinde ömür boyu bağışıklık kazanılır ve daha sonra kişi virüsle karşılaşsa bile hastalık oluşamaz. Nadiren daha önce bağışıklık kazanmamış gebe kadınlar bu hastalığa yakalanabilir. 
Kabakulak bir virüse bağlı gelişen enfeksiyon hastalığıdır. Başlıca tükrük bezlerini etkiler. Nadiren de yumurtalıklar, testisler, beyin, pankreas gibi organlar etkilenebilir. Kabakulak virüsü damlacık enfeksiyonu yoluyla yani virüsü taşıyan birinin damlacıkları içeren havayı solumasıyla ya da direkt temasla bulaşır. Kabakulaklı kişi ile temastan 1–3 hafta sonra yüzün kulak ön kısmıyla, çene altında şişme başlar. Ateş, bulantı, hafif karın ağrısı ve baş ağrısı olur. Yüksek ateş ve şiddetli baş ağrısı ile seyreden menenjit de oluşabilir. Bu tür klinik şikayetlere ve bulgulara bakarak tanı konulur. Şüpheli durumlarda kanda antikor düzeyi ölçülebilir. MMR kombinasyonu şeklinde (Mumps-Measles-Rubella) (Kabakulak- Kızamık-Kızamıkçık) aşısı vardır. Gebelikte kabakulak aşısı uygulanamaz çünkü canlı aşıdır.
Gebeliğe etkileri nelerdir?: Genel olarak gebelikte geçirilen kabakulak enfeksiyonunun düşüğe neden olma dışında bebek üzerinde olumsuz başka bir etki yaratmadığı kabul edilir. Düşük gebeliğin ilk 3 ayında kabakulak geçiren kişilerde görülebilir. Düşük olmazsa gebelikte kabakulağa bağlı başka bir anomali oluşmaz o yüzden gebeliğin sonlandırılması önerilmez.
HAMİLELİKTE SFİLİZ ENFEKSİYONU:
Sfiliz (eski adı frengi) Treponema Pallidum isimli bir bakterinin etken olduğu hastalıktır. Sfiliz en yaygın olarak cinsel temasla bulaşır. Sfiliz gebelik sırasında da görülebilir ve en sık fetal ölüme neden olan enfeksiyondur. Gebelik esnasında geçirilen sfiliz enfeksiyonu anneden bebeğe plasenta aracılığı ile geçebilmektedir. Sfilizin her döneminde geçiş mümkündür ancak en kolay geçiş sekonder evrede olur. Sfiliz enfeksiyonunda plasenta soluk ve büyük bir hal alır.
Perinatal enfeksiyonun tanısı içim amniyon sıvısında PCR ile DNA saptanması kullanılabilir ancak bazı vakalarda fetus enfekte olduğu halde DNA saptanamamaktadır. Lezyonlarda karanlık alan mikroskopisi ile T.Pallidum görülebilir. T. Pallidum normal mikroskopta boyasız olarak görülemez. Hareketli bir spirokettir. Tanıda en yaygın olarak serolojik testler kullanılır (treponemal antikorlar ve non-treponomal antikorlar). T. Pallidum besiyerinde ve doku kültüründe üretilemez. RPR (Rapid Plasma Reagin) testi ve VDRL (Venereal Disease Research Laboratory) testleri ucuz olmaları ve hızlı sonuç vermeleri nedeni ile tarama testi olarak kullanılabilir. Ancak VDRL ve RPR daha pek çok rahatsızlıkta da pozitifleştiğinden güvenirlikleri azdır. Nelson testi, FTA (Floresan Treponema Antikor) testi ve TPHA testi (Treponema Hemaglütinasyon) testi sifiliz tanısını koymada ve tedavinin gidişatını izlemede önemlidir. Bu testler VDRL ve RPR testlerine göre daha iyi sonuçlar verir, ancak daha pahalıdırlar.
Gebelikte sifiliz enfeksiyonunun fetus üzerine etkileri: - Preterm doğum, - Perinatal ölüm, - Düşük doğum ağırlığı, - IUGR, - Ölü doğum, - Hidrops, - Asit,
Doğumdan sonra bebekte görülebilecek bulgular: - Döküntü, - Keratit, - Hutchinson dişleri, - Semer burun, - İskelet sistemi anomalileri, - Nörölojik tutulum, - Sağırlık, - Hepatosplenomegali, - Trombositopeni, - Anemi, - Sarılık, - Myokardit
Sifiliz tedavisi ile ortaya çıkan ateş, döküntü, hipotansiyon, baş ağrısı, miyalji tablosuna Jarisch-Herxheimer reaksiyonu denir. Bu tablo uterin kontraksiyonlara neden olabilir ve preterm doğumu tetikleyebilir.
Gebelikte sfiliz tedavisinde öncelikle kullanılan antibiyotik penisilindir.
HAMİLELİK VE GENİTAL HERPES (UÇUK VİRÜSÜ):
Herpes Simpleks Virüsü (HSV) dudak uçuğu ve genital bölgede enfeksiyona yol açan bir virüstür. Virüsün daha sıklıkla uçuk oluşumuna neden olan Tip 1 ve daha sıklıkla genital enfeksiyona neden olan Tip 2 olmak üzere iki tipi vardır. 
HSV enfeksiyonu kişiler arasında direk temas veya cinsel yolla bulaşır. Hiçbir şikayeti olmayan birisi de virüsü salgılarıyla atıyor olabilir ve temasla bulaşmaya sebep olabilir.
Anneden bebeğe bulaşabilir mi?: Gebelik sırasında annedeki herpes enfeksiyonunu meydana getiren virüslerin plesenta yoluyla bebeğe geçemesi yok denecek kadar az rastlanan bir durumdur. Fakat doğum sırasında bebek doğum kanalından geçerken oradaki lezyonlardan bebeğe direk temas yoluyla geçebilir. Özellikle annedeki enfeksiyon ilk defa geçirilen bir enfeksiyonsa bebeğe geçme riski daha yüksektir (%40-50), tekrarlayan enfeksiyonlar daha az oranda geçer (%5). Enfeksiyonun bebeğe geçişini engellemek için genital herpes enfeksiyonu bulunan kişilere sezaryen ile doğum uygulanır. Doğumdan sonra da anne temizlik ve hijyenine çok dikkat etmeli ve lezyonlarla temas ederek bunları bebeğe bulaştırmaktan kaçınmalı, ellerini sıklıkla yıkamalıdır. Doğum sırasında herpes enfeksiyonu geçen bebeklerin yarısı ciddi şekilde etkilenir, bunlarda ölüm veya ciddi sekeller görülür. Enfeksiyon geçen bebeklerin diğer yarısında ise nörolojik ve cilt ile ilgili lezyonlar saptanır.
HAMİLELİKTE GENİTAL BÖLGEDE SİĞİL (HPV, KONDİLOM):
Genital siğiller (kondilom) çoğunlukla cinsel temasla geçen Human Papillomavirüs’ün (HPV) belirli tiplerinden kaynaklanan beyaz veya et rengi oluşumlardır. Cinsel temas dışında sadece cilt teması ile de geçebilirler o yüzden prezervatif kullanılması geçişi azaltır ama yüzde yüz önleyemez. Genital siğiller kadınlarda ve erkeklerde çoğunlukla dış genital organların üzerinde veya anüs civarında ortaya çıkarlar. Daha az yaygın olmakla beraber, genital siğiller vajinanın içerisinde ve serviksin (rahim ağzının) üzerinde de görülebilir. 
Genital siğillere neden olan HPV virüsü plesentadan bebeğe geçemez fakat doğum kanalından normal doğum sırasında ve hatta sezaryen sırasında da temas ile bebeğe geçebilir. Bu durumda bebeğin solunum yollarında juvenil laringeal papillomatozis denilen lezyonların oluşmasına sebep olabilir.
Doğum nasıl olmalıdır?: Genital siğillerin varlığında mutlaka sezaryen tercih edilmelidir şeklinde çok net bir bilimsel karar yoktur fakat hekimlerin çoğu bugünki bilimsel çalışmalar doğrultusunda sezaryeni tercih etmektedir. Bazen bu lezyonlar vajina girişini ve doğum yolunu tamamen kaplayacak ve normal doğuma müsade etmeyecek kadar büyük olabilirler bu durum kesinlikle sezaryen kararı verilmesi gereken bir durumdur.
Kondilomun Gebelikte Tedavisi: Gebelik sırasında lezyonların tedavisinde kriyo (dondurma), koter (yakma) yada triklorasetikasit denen ilaç lokal olarak kullanılabilmektedir. Bebeğe her hangi bir zararı olmaz.
HAMİLELİK VE AIDS (HIV VİRÜSÜ)
AIDS (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu, Acquired Immunodeficiency Syndrome) virüs yoluyla bulaşan bir hastalıklar bütünüdür. Bireye HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü= Human Immunodeficiency Virus) bulaşması sonucunda vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı mikrop ve hastalıklara sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelir.
Bulaşma yolları:Cinsel Yolla; Mikrobu taşıyan erkeğin veya kadının cinsel organ salgıları aracılığıyla, her türlü cinsel ilişki (vajinal, anal, oral) ile, erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe, kadından kadına bulaşır, Kan Yoluyla;Kan ve kan ürünleri, organ ve doku nakli ile, tıraş bıçağı,diş fırçası ve enjektör paylaşımı ile, kesici ve delici aletler yolu ile bulaşır. Anneden gebelik süresince, doğum ve emzirme sırasında bebeğe bulaşır. CD4 düzeyinin az olması anneden bebeğe geçiş riskini arttırır.
AİDS' in Gebelikte Tanısı: Tanı ELISA yöntemiyle yapılan kan testiyle konulur. Bu test virüsün bulaşmasından 2-12 haftaya kadar doğru sonuç vermeyebilir. Test 3 aylıkken yapıldığında verdiği sonuç neredeyse kesindir. Sadece Elisa ile tanı konmaz; doğrulama testleri yapılmalıdır(Western Blot).
Gebelikte etkileri: HIV virüsü anneden fetusa gebelik sırasında plasentadan geçebileceği gibi ve doğum sırasında da geçebilir. Enfekte anneden fetusa virüsün geçiş oranı %15-30 arasında bildirilmektedir. Enfeksiyon fetusta bir anomaliye sebep olmaz. Başlıca sorun bebekte doğumdan sonra HIV enfeksiyonunun gelişmesidir. AIDS çocuklarda daha hızlı seyreder. Bebek ile ilgili bu riskler gözönünde bulundurularak HIV enfeksiyonu olan anneye gebeliğin sonlandırılması önerilebilir. HIV pozitif anneler bebeklerini emzirmemelidir.
HAMİLELİKTE BRUCELLA ENFEKSİYONU GEÇİRMEK:
Bu hastalığa brusella (brucella) denilen bir bakteri neden olur. Brusella mikrobu, insan, sığır, koyun, keçi ve domuzlarda düşük, kısırlık ve meme hastalıkları yapar. Mikrop, hasta hayvanların dışkı, süt ve atık yavru zarları ile çevreye bulaşıp, insanlarda hastalık meydana getirir. 
İnsanlara bulaştırılmasında; kontamine et veya süt-süt ürünlerinin sindirim yolu, infekte hayvan doku, kan, lenfasının, bütünlüğü bozulmuş deri, konjunktivaya direkt teması ve infeksiyöz aerosollerin nefesle alınması rol oynar. Kuluçka süresi 6-20 gündür.
Brucella enfeksiyonunun belirtileri: Brucella bakterileri karaciğer, lenf bezleri, salgı bezleri, dalak ve sinirlere yerleşir. Diğer ateşli hastalıklara benzer belirtilere sahiptir. Ama özellikle kas ağrıları ve terleme çok daha yoğundur. Bazen titreme şeklinde gelen, çok yüksek olmayan ateşe neden olur. Halsizlik, iştahsızlık ve buna bağlı olarak da kilo kaybı görülür. Hastalığın süresi birkaç haftadan birkaç aya kadar değişiklik gösterir. Hastalığın ardından görülen patolojik değişimler (sekeller) fazlasıyla değişiklik gösterir ve hastalığın ardından granulomatöz, hepatit, artrit, spondilit, anemi, lökopeni, trombositopeni, menenjit, üveit, optik nörit ve endokardit gibi durumlar görülebilir.
Burucella'nın Tanısı:Hastalık ateşli dönemdeyken kandan doğrudan ekim yapılarak bakterinin üretilebilir. Ama enfeksiyon kronik hal kazandıysa, serolojik yöntemlere başvurulur. Bu amaçla Rose Bengal Testi (RBPT) ile % 98 güvenilirlikte teşhis yapılabilir.Teşhis için kantitatif serolojik değerler istenirse, yani enfeksiyonun derecesini titre düzeyinde belirlemek istenirse bunda da Serum Aglütinasyon Test'i (SAT), Komplement Fiksasyon Testi (KFT) veya Coomb's testi kullanılabilir.
Burucella'nın Tedavisi: Çeşitli antibiyotikler tedavide kullanılır. Birden fazla antibiyotiğin kombine halde birkaç hafta boyunca kulanılması gerekir.
Burucella'nın Fetusa etkileri: Brusella gebelikte düşük yada yüksek ateşten dolayı erken doğuma sebep olabilir. Bunun dışında bebekte bir anomali yada sakatlık yaptığı gösterilmemiştir. Gebelikte fetusa zararı olmayacak uygun antibiyotikler ile tedavi edilir.
HAMİLELİKTE LİSTERİA ENFEKSİYONU GEÇİRİLMESİ:
Listerya enfeksiyonu (Listeriozis) Listeria monocytogenes adı verilen bir bakterinin oluşturduğu enfeksiyondur. Sağlıklı erişkinlerde çoğunlukla hiçbir şikayet yaratmadan ya da hafif gip benzeri şikayetlerle geçer fakat gebelerde düşük, erken doğum, ölü doğum ve çeşitli anomaliler şeklinde bebekle ilgili ciddi problemler yaratabilmektedir. Gebeler ve bağışıklık sistemi çeşitli hastalıklar nedeniyle baskılanmış kişiler bu enfeksiyon açısından daha risklidir. Gebelerde bu tür riskler yaratmasının nedeni plasentaya yerleşmeye eğilim gösteren bir bakteri olmasıdır. 
Çiğ et, deniz ürünleri ve yumurta, pastörize edilmemiş süt ve bu süt ile üretilen besinler, iyi yıkanmamış sebze ve meyveler, hazır gıdalar gibi ürünlerin alınmasıyla insanlara bulaşabilmektedir.
LİSTERİA ' nın Bebeğe etkileri: Enfeksiyon bebeğe gebelik sırasında plasenta yoluyla ya da doğum sırasında geçebilir. Düşük, erken doğum, ölü doğum ve çeşitli anomalilere sebep olabilmektedir. Fetusta hepatit, pnömoni, nörolojik hasarlar meydana gelebilir. Yenideğan döneminde sepsise neden olabilir.
Listeria' dan korunmanın yolları: - Sebze ve meyveleri bol su ile yıkamadan yemeyin, - Pastörize olmayan süt ve süt ürünlerini tüketmeyin, - Çiğ veya iyi pişmemiş balık, et, yumurta yemeyin, - Sosis, salam, sucuk gibi besinleri ısıtmadan yemeyin, - Önceden hazırlanmış ve beklemiş soslu salataları yemeyin, - Dondurulmuş besinleri satın alırken soğuk zincirin kırılmamış olmasına dikkat edin,- Son kullanma tarihi geçmiş ürünleri tüketmeyin, - Dondurulmuş ve çözdürülmüş besinleri tekrar dondurmayın, Tanı için anne kanı, idrar, bebek kordonundan alınan kan, amnion sıvısından yapılan kültürler kullanılır. Tedavisinde penisilin türevi antibiyotikler kullanılır.
HAMİLELİKTE DOMUZ GRİBİ VE AŞISI:
Domuz gribi A (H1N1) tipi virüsün neden olduğu viral bir hastalıktır. İnsanlar arasında sonumun yoluyla, öksürük ve hapşırıkla bulaşır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ve buruna götürüldüğünde de virüs bulaşabilir Domuz eti yenmesiyle bulaşmaz. Bu hastalığa domuz gribi denmesinin nedeni domuzlar arasında görülen grip virüslerine çok benzemesidir. Bu virüs insan, domuz ve kuş virüslerinin bir karışımıdır. İnsanlarda görülen normal mevsimsel grip hastalığına benzer şekilde ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yorgunluk, halsizlik, üşüme, vücut ağrısı, baş ağrısı gibi belirtiler gelişir. Tanısı burun ve boğazdan alınan sürüntü örnekleriyle konulabilmektedir. 
Ülkemize ekim 2009 itibariyle domuz gribi aşısı (2009 H1N1 grip aşısı) gelmiştir. Bu aşı ölü aşıdır, canlı virüs içermez. Hastalığa yakalananlara tedavi için antiviral ilaçlar verilebilmektedir. Mevsimsel grip aşısı domuz gribine karşı koruma sağlamaz. Bu nedenle hem mevsimsel grip aşısı hem de domuz gribi aşısı yapılması önerilmektedir. Her iki aşı aynı gün içerisinde farklı kollardan olmak kaydıyla yapılabilir. Hamileler domuz gribine karşı diğer insanlardan daha riskli durumdadır. Gebeler domuz gribi aşısının öncelikle önerildiği gruplardan birisidir. Çünkü gebelerde domuz gribi hastalığının komplikasyonu erken doğurma riski artırır. Yeni doğum yapmış kadınlar da hamileler gibi bu virüse karşı yüksek risk grubundadırlar. Domuz gribi aşısının normal grip aşısı kadar güvenilir olacağı umulmaktadır. İnsanlarda aşıya bağlı hafif yan etkiler izlenmiştir. Domuz gribi aşısı hamileler üzerinde zararı olup olmadığı konusunda henüz test edilmemiştir. Normal mevsimsel grip aşısının hamilelerde yapılmasında sakınca yoktur, hatta hamilelerde yapılması önerilir. Domuz gribi aşısının da (2009 H1N1 grip aşısı) yeterli deney olmamasına rağmen normal grip aşısı gibi gebelerde ve emzirenlerde zararı olmadığı tahmin edilmektedir. Domuz giribi aşısı da normal mevsimsel grip aşısı gibi gebeliğin herhangi bir zamanında yapılabilir. Gebelikte sadece 1 doz aşı önerilmektedir. Gebelik sırasında vücudun bağışıklık sistemi zayıfladığı için gribal hastalıklara yakalanma riski ve ağır geçirme riski artar. Gebelik sırasında domuz gribi geçirilmesi su kaybına (dehidratasyon) yol açarak erken doğum riskini arttırabilir. Erken doğum riski dışında bebekte bir anomali veya sakatlığa neden olmaz. Domuz gribi (influenza A (H1N1) ) virüsünü alan ve bebek emziren annelerin virüsü bebeklerine süt yoluyla geçirme riskleri bilinmemektedir. Fakat bebeğe virüsün geçme riskini azaltmak için ellerini sık sık yıkamak, maske takmak gibi önlemleri almalıdırlar. Domuz giribi aşısı veya mevsimsel grip aşısı olan anneler bebeklerini emzirmeye devam edebilirler.
Domuz gribinin size bulaşma tehlikesini azaltmak için: - İnsanlarla yanak yanağa öpüşmek ya da el sıkışmaktan kaçının, - Ellerinizi sık sık yıkayın, - Alkol içeren el yıkama antiseptiklerini kullanın, - Yüzünüze, gözlerinize, ağzınıza, burnunuza dokunmadan önce ellerinizi yıkayın, - Hasta olduğunu bildiğiniz kişilerle yakın ilişkiden kaçının, - Öksürürken ve hapşırırken kağıt mendil kullanın, - Açık havada daha fazla bulunmaya çalışın.
HAMİLELİKTE İDRAR YOLU ENFEKSİYONU GEÇİRMEK:
Gebelikte böbrek ebatlarında hafif bir büyüme tespit edilir. Ancak daha büyük değişiklikler böbreğin süzme hızında ve kanlanma miktarında artışlardır. Bu değişimler gebenin pozisyonuna göre de değişebilir. Gebelikte böbreklerden besinlerin geri emilimi azalır, kayıplar ortaya çıkar. Az miktarda protein kaybı da son dönemde saptanabilir. Zor doğumlardan sonra idrarda kanama da görülebilir.
Sol tarafta barsağın rahmi sağa itmesiyle daha çok sağ idrar yoluna olan bası sonucu sağda daha çok ama her iki böbrekte de genişleme görülür ve idrar da daha çok bekler ve enfeksiyonlara yatkınlık artar. İdrar yolu enfeksiyonları gebelikte daha sıktır. Özgeçmişinde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu veya pyelonefrit öyküsü bulunan hastalar için, gebelik tesbit edilir edilmez baskılayıcı tedavi başlanabilir.
Gebelikte görülen idrar yolu enfeksiyonunu üç başlık altında anlatabiliriz:Asemptomatik Bakteriüri (ASB): Hastada enfeksiyon bulgularının olmaması ile birlikte idrarda aktif çoğalan bakterilerin olması şeklinde tanımlanır. Orta akım idrar kültüründe 100 bin koloniden fazla bakteri üremesi ile taşhis konur. ASB düşük doğum ağırlığı ve erken doğum ile ilişkilidir. ASB prevalansı gebelikte %5-7 civarında değişir. Tedavi edilmez ise ASB gebelerin yaklaşık %30 unda akut pyelonefrite ilerleyebilir. ASB nin uygun antibiyotiklerle tedavi edilmesi halinde bu oran % 3 e düşer. Tüm kadınlara ilk muayenede idrarda bakteri taraması yapılmalıdır. Enfeksiyonların %80'inden E.coli sorumludur. Akut Sistit: Gebe kadınların yaklaşık % 1 inde görülür. Sistit tanısı idrar sıklığında artış, dayanılmaz idrar yapma isteği, idrar yaparken ağrı, kanlı idrar, mesane üstünde ağrı belirtilerine dayanır. Akut sistit bakteriolojisi asemptomatik bakteriüri ile aynıdır ve benzer tedavi önerilir. Akut sistit asemptomatik bakteriüri ve pyelonefritin aksine preterm eylem riski ile direkt ilişkili değildir. Akut Pyelonefrit: Tüm gebeliklerin % 2 sinde görülür. Major bulguları yüksek ateş, yan ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır. Sık idrara çıkma, ani idrar yapma isteği ve idrar yaparken ağrı mevcut olabilir. Erken doğum ve erken membran rüptürü riski artabilir. Gebe açısından da olumsuz sonuçları mevcuttur. Örneğin bakteriemi, sepsis, erişkin respiratuar distres sendromu ve hemolitik anemi sayılabilir. Bu komplikasyonlar muhtemelen bakterial endotoksinlere karşı artmış hassasiyet nedeni ile gebelerde görülebilir ve hayatı tehdit edebilir. Enfeksiyonların %80'inden E.coli sorumludur.
Acut Pyelonefrit Tedavisi: Acil hastaneye yatırılmalı, intravenöz (damardan) sıvı tedavisi, ateş düşürücü kullanımı ve geniş spektrumlu antibiotik damar içinden verilerek kullanılmalıdır. Antibiotik tedavisine hasta en az 48 saat ateşsiz bir dönem geçirene kadar devam edilmelidir. Antibiotik tedavisi idrar kültürü duyarlılık sonuçlarına göre gerektiği kadar devam ettirilmelidir. Uygun tedaviye rağmen 72 saat sonra bulgularda değişiklik yoksa antibiotik duyarlılık test sonuçları ve uygulanan doz tekrar gözden geçirilmeli ve anatomik anomalilerin tesbiti için böbrek ultrasonografisi yapılmalıdır. Akut pyelonefritin çözülmesi sonrası hasta toplam 2 hafta daha antibiotiğe devam etmelidir ve gebeliğin devamında da baskılayıcı tedavi devam etmelidir. Tekrarlama oranı yaklaşık %20 dir.
HAMİLELİK DÖNEMİNDE  İSHAL  (DİYARE) VE DİZANTERİ GEÇİRİLMESİ:
İshal günde 3 kereden fazla dışkılama anlamına gelir, dışkının kıvamı hafif yumuşaktan su gibi kıvama kadar değişebilir. İshalin nedenleri sıklıkla enfeksiyon ajanlarıdır, bunun dışında ilaçlara (antibiyotiklere) bağlı, bazı barsak hastalıklarına bağlı, besin zehirlenmelerine bağlı ishaller de olabilir. 2 haftadan kısa süren ishallere akut ishal denir. Akut ishallerde %90 sebep enfeksiyon ajanlarıdır. Akut ishallerde bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı gibi şikayetler de sıklıkla görülür. Bu enfeksiyon ajanları sıklıkla iyi temizlenmemiş ellerden, hijyen sağlanmamış yiyecek ve içeceklerden, güvenilir olmayan besin maddelerinden alınmaktadır. Besin maddelerinin güvenilir marka olmasına ve son adet tarihi geçmemiş olmasına dikkat etmek gerekir. 
Antibiyotik kullanımına bağlı ishaller ilacın kullanıldığı ilk günlerden itibaren başlayabileceği gibi, ilaç bittikten 1 ay sonra bile başlayabilir.
İshal olan insan çok sıvı kaybeder bu nedenle tedavide birinci kural kaybedilen sıvı ve elektrolitleri yerine koymaktır. Bu nedenle hastaya bazen ağızdan bazen serum ile bol sıvı takviyesi yapılır. Gebelikte bol sıvı almak ve vücudun susuz (dehidrate) kalmaması daha da önemlidir. İshal nedenini araştırmak için dışkı (gaita) ve kan tahlilleri yapılabilir. Eğer yapılan tahlillerde enfeksiyon ajanı (bakteri) saptanmışsa hamilelikte kullanılabilen bebeğe zararı olmayacak uygun antibiyotikler verilir. Sebep amip ise buna yönelik antibiyotik verilir. İshal hastalarına özel ishal diyeti verilir.
Gebelikte Dizanteri (Kanlı İshal):
Kanlı ishal olarak da bilinen dizanteriye amip (amipli dizanteri) veya shigella denilen bakteriyel enfeksiyon (basilli dizanteri)  neden olur. İshalde dışkı kanlıdır, yüksek ateş, bulantı kusma, şiddetli karın ağrısı eşlik eder. (Her kanlı ishal dizanteri değildir) Dizanteri yaz aylarında daha sık görülür. Hijyen kurallarına uyulmaması bulaşmada birinci etkendir. Sebze ve meyveler çok iyi temizlenerek tüketilmelidir. Başka insanlara yaklaşmakla, dokunmakla v.b bulaşmaz, mikrop taşıyan besinlerden yani fekal-oral yol ile bulaşır. Tedavide hamilelik ve bebek üzerine yan etkileri olmayan antibiyotikler verilir ve bol sıvı uygulaması yapılır. 
HAMİLELİKTE BESİN ZEHİRLENMELERİ:
Besin zehirlenmesi bazi bakterilerle ve bunların ürettikleri toksinlerle kontamine olmuş yiyeceklerin tüketilmesi sonucu oluşan bulantı, kusma, baş dönmesi, karın ağrısı, ishal tablosudur. Bazen ateş de eşlik edebilir, karında kramplar olabilir. Zehirlenmeye neden olan besinlerin tüketilmesinden 1-2 saat sonra olabileceği gibi en geç 1-2 gün içerisinde bu şikayetler başlar. Aynı besini beraber tükettikleri halde bazı kişilerde besin zehirlenmesi oluşurken bazı kişilerde oluşmayabilir. Özellikle yaz aylarında besinlerin taze olarak korunması ve saklanması zor olduğu için yaz aylarında sık görülür. Toplu yemek verilen otellerde ve tatil köylerinde olabilir. Süt, yoğurt, sütlü tatlılar, kremalı yiyecekler, pasta, et, tavuk, mayonezli yiyecekler, deniz ürünleri besin zehirlenemesine en çok neden olan ve dikkat edilmesi gereken yiyeceklerdir. Bozulduğundan şüphe ettiğiniz herhangi bir besini tadına bile bakmadan atmalısınız, tadına bakacak kadar az miktarda besin bile zehirlenmeye neden olabilir. Bakteriler gözle görülmediği için normal görünüşlü bir besinde bile çok sayıda bakteri ve toksin bulunabilir. 
Besin zehirlenmesine en çok neden olan bakteriler salmonella, clostridium perfringens, esherichia coli, listeria monocytogenes (listerya enfeksiyonu) ve shigella bakterileridir. Salmonella özellikle çiğ veya iyi pişmemiş pastörize edilmemiş sütte, tavuk, yumurtada bulunur. Bu nedenle gebelikte asla pastörize edilmemiş süt kullanılmaması gerekir. Clostridium Perfringens isimli bakteri toprakta, insan ve hayvanların sindirim sistemlerinde ve dışkı ile kirlenmiş sularda bulunur, çiğ etlerde bulunur.
Besin Zehirlenmesinin Gebelik ve bebek üzerine etkileri: Aşırı sıvı kaybı ve genel durum bozukluğu, uzun süre çok yüksek ateş gibi belirtiler olmadıkça gebelikte bebek üzerinde olumsuz etki yapması beklenemez. Ancak annenin tedavisiyle beraber veya sonrasında bebeğin de kontrolü gereklidir.
Besin Zehirlenmesinin Tedavisi: Tedavisinde sıklıkla hiçbirşey yapılmasa bile kısa sürede toksin (zehir) atıldıkça düzelme görülür ancak besin zehirlenmesi şüphesi varlığında hamilelik olsa da olmasa da hemen doktora başvurmak gerekir. İshal ve kusma ile kaybedilen sıvılar ağızdan ve serum yoluyla verilir. Bazı besin zehirlenmelerinde antibiyotik tedavisi de gerekir. Çok nadiren mide yıkaması yapılır.
Besin zehirlenmesinden korunmak için: Hamilelerin ve hamile olmayanların besin zehirlenmelerinden korunmak için her zaman dikkat etmesi gereken kurallar: El temizliğine  çok dikkat etmek gerekir. Pastörize edilmemiş süt asla tüketilmemelidir. Çiğ ve iyi pişmemiş etlerden uzak durmak gerekir. dondurulmuş etler pişirilmeden önce iyiçe çözülmesi beklenmelidir ve çözülmüş yiyecekler tekrar dondurulmamalıdır. Son kullanma tarihlerine dikkat edilmelidir, 1-2 gün bile geçse tüketilmemelidir. Meyve ve sebzeler bol su ile yıkanarak tüketilmelidir.